Bana Üç Kelime Gönderecektin

Bana üç kelime gönderdiğinde
Derin uçurumlar yarılacaktı
Kuruyan vadileri hayatın
Dolacaktı senin ırmaklarınla

Bir evin ebedi bahçelerinden
Gülümseyecekti devin rüyası
Mavi bir pencere, beyaz bir kapı
Alıp gidecekti beni göklere
O evin tavanı göz kapağımdı
Mercan duvarında gönül oyası

Ayağa kalkarak dağlar üstünde
Güneşten koparıp altın sarısı
Ateş çiçeğinin yapraklarını
Sana bir tebessüm dolusu tarih
Selam mektupları gönderecektim

Bana üç kelime gönderdiğinde
Kendi karanlığında kaybolan
İlkinde el fenerleri
Ve yorgun bakışlarım
Sokak lâmbasının sonsuza kadar
Yanması için ağlayacaktı

Bir haritanın çizgilerinde
Mevsimlerin feryadını arayan
Kendinden bîhaber gezgindir ruhum
Sen bilmesen de kalbinin surlarında
Nöbet tutar gece gündüz umutla

İkincisinin hecelerinde
O uzun bekleyiş, çekingen dua
O ihtilal, keskin koku, o ırmak
Akacaktı göğün duraklarına
Masalları senin dudaklarından
Dinlemeyi öğrenecekti hayat

Üçüncüsünde dağlara karşı
Adını sessizce haykıracaktım
Sen bir kalemin mürekkebinden
Okurken o yazılmayan
Baharın müstesna destanlarını
Bulutları tutacaktı ellerim

Göndermedin; yıkıldı
Kelebeğin kanatlarına dünya
Hiçbir şey olmamış gibi
Yürüyüp gittin yalnızlığına
Avuçlarım boştu, izlerim derin
Dikilip karşına bir akşamüstü
Acının sesiyle ufka yaslanıp
“Bana üç kelime gönderecektin”
Diye fısıldadım, sarstım gökleri
Garip bir edayla boşluğa baktın
Ne beni hatırladın
Ne de kelimeleri

Bu yazıyı paylaşın