çocukken her şeyi düşünürdüm
toprağı saran bitkileri, üşüyenleri
bahçeleri ve böceklerin o rahat uykularını
önümden geçerdi masal aylaları
dökülürdü yapraklar sessiz bir vaazla
derin bir bilgiyle geçerdi uyku trenleri
yorardım kendimi bir ağaçta biriken ezgileri duymaya
büyük bir rüzgar gibi inerdi sessizlik kollarıma, sarardı beni
Allah’ım derdim; içlerime bakardım unuturdum bunları
usulca unuturdum başka şeyleri de

işte o yanlış gemiyi bekleyen hüzünlerimiz
almış elimizden aynamızı uzaklaşıyor
konuşurken dişlerimize bakıyoruz kamaşıyor şehir
ne tuhaf hiçbir şey duyulmuyor
ah nasılsa artmış akşamdan güzelliğin
uykularım artmış bu sırrı saklarken…
hazır yanlış bir gülümseme edinmişken bu dünyada kendine
yerini bildiriyorsun akıllı telefonlardan, mutlusun
“bana bir şarkı yolla” diyen Türkçenin sahibi
şehre lacivert bir ceket gibi ‘yakışmıyorken’ yağmur
hiçbir şey duyulmuyorken

adın vardır senin bütün seslerin kıyısında
gelir kurtarır beni en onulmaz yerinde akşamın
kurtulurum, öyle güzel olur ki kurtuluşum
beyaz bir uykusuzlukla aşıp yelkenimi…

Bu yazıyı paylaşın