Vicdan, Ahlâk Felsefesi’nin en temel kavramlarından biridir. Vicdanı genel olarak, “kişinin kendi edimlerini, yapıp etmelerini, ahlâkî bakımdan yargılama yetisi; insanda var olduğu düşünülen bir tür ahlâkî bilinç, ahlâkî açıdan neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ve iyi ile kötüyü birbirinden ayıran iç yeti, iç duyu” diye tanımlayabiliriz. Kişinin yapıp etmelerinin, tutum ve davranışlarının ahlaki değerlere uygunluğu açısından, kendi içinde yargılandığı ilk mahkemedir. Kant’ın ifadesiyle vicdan, “kendinde ödev duygusu barındıran bir bilinç halidir.” Vicdan, felsefe tarihinde filozofların önemsediği ve farklı anlamlar yüklediği bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Vicdan, ünlü ahlak filozofu Sokrates’te “Daimon” yani “uyarıcı ses”, Ortaçağ Skolastik Felsefesinde “Tanrının sesi”, aydınlanma sonrasında ise “ahlak duyusu” olarak karşımıza çıkmaktadır.
Görüldüğü üzere vicdan, her dönem ve toplumda, sosyal kitlelerin zihnine ve idrakine hitap eden, fikri önderlerin gündeminde olan temel kavramlar arasında yer almaktadır. Bireysel ve toplumsal mutlulukla, bozulmamış, arı-duru vicdan arasında doğrudan ve etkili bir ilişki söz konusudur. Çünkü iyi-kötü, doğru-yanlış, faydalı-zarar- lı denkleminde vicdan önemli bir miyardır. Bozulmamış vicdan, iyinin, doğrunun, faydalının ve güzelin seçiminde ve davranış haline getirilmesinde önemli bir motor güçtür. Böyle bir vicdanın etkili ve yetkili olduğu bireyden kötülük sadır olmaz. Safiyetini yitirmiş, ifsat edilmiş vicdan ise kötülüklere ve rezaletlere karşı koruma işlevini yitirdiğinden, sahibinin eylemlerini yargılayan iç mahkeme olma özelliğinden uzaklaşmıştır.
düşünürler arasında tartışılmıştır. Bazı ehl-i fikir, vicdanın doğuştan getirildiğini savunurken, bazıları da onu kişinin içinde yaşadığı kültürün ve aldığı eğitimin kazanımı olarak görmektedir. Kişinin niyet ve eylemlerini ahlaki açıdan değerlendiren bir denetleme sistemi olan vicdan, günün şartlarına göre “dijital vicdan” diye adlandırılarak halk oylaması sonucu 2025 yılının kavramı seçildi.
Türk Dil Kurumunun, halkın oyuna sunduğu beş kavram arasında “dijital vicdan”ın yanında “vicdani kötülük”, “çorak”, “eylemsiz merhamet” ve “tek tipleşme” kavramları da vardı. Bu oylamaya eşimle birlikte ben de katılmış, Türk Dil Kurumu ile birlikte çalışan, Ankara Üniversitesi İletişim Araştırmaları ve Uygulama Merkezi iş birliğiyle, halktan gelen öneriler dikkate alınarak, 23 kişilik danışma kurulunun da katkılarıyla oylamaya hak kazanan bu kavramlar arasından “eylemsiz merhamete” oy vermiştim. “Dijital Vicdan” kavramının seçilmesi ile ilgili açıklanan gerekçeyi sizlerle aynen paylaşıyorum: TDK’ye göre vicdan, “kişiyi kendi davranışları hakkında bir yargıda bulunmaya iten, kişinin kendi ahlak değerleri üzerine düşünmesini sağlayan duygu” olarak tanımlanmaktadır.
Dikkat edilirse TDK’nin yaptığı tanımla benim yukarıda düşünürlerden aktardığım tanımlar birbirini tamamlar niteliktedir. Ancak, “dijital çağa” uyum sağlayan vicdan da dijitalleşmiş ve “dijital vicdan” ifadesi anlamsal açıdan farklı bir boyut kazanmıştır. Bugün insanların büyük çoğunluğu, çok hayati meselelerde bile sosyal medya hesaplarından yaptığı “sanal fedakarlıklarla” temel insani vazife ve sorumluluklarını yerine getirdiğine inanmaktadır maalesef. İnsanların pek çoğu yapılan bir sosyal medya paylaşımı, ya da yapılan paylaşıma verilen beğeni tepkisiyle ahlaki, insani, dini sorumluluğundan kurtulduğunu düşünmektedir.
Elbette ki “dijital çağda”, “dijital mecrada” “dijital tepkiler” bir yere kadar bir anlam ifade edebilir. Ancak bu dijital tepki ya da destek bizi tatbikat ve eylemden uzak tutuyorsa ki çıkan sonuç onu gösteriyor bu bizi bir duyarsızlık felaketinde doğru sürüklüyor demektir. Zihinsel yetkinliğini tamamlamış, bilinçli bireyler çok iyi bilmektedir ki veya bilmelidir ki “eyleme” ihtiyaç duyulan yerde “söylem” bir anlam ifade etmemektedir. Nazari bilgi, bütün kutsal metinlerde ve felsefi ekollerde önemli bir güç ve egemenlik sebebidir. Ancak Sokrates’in de dediği gibi bilgi, tatbik edilirse, eyleme dönüşürse, bilginin gerektirdiği gibi davranılırsa erdem olur. Yani erdemin temelinde bilginin gereğini yapmak, eskilerin ifadesiyle “ilmiyle amil olmak” yatmaktadır. Biz şunu çok iyi bilmeliyiz ki içinde yaşadığımız “dijital dünyada” yüzleştiğimiz ciddi insani problemlerin çözümüne yönelik ya da acıların bir nebze olsun azaltılmasına katkı olabilecek davranış sergileme gücü ve imkânı varken, “dijital alanlarda” sergilediğimiz tavırla insani, dini, ahlaki sorumluluklarımızdan asla kurtulamayız. TDK’nin “dijital vicdan” gerekçesi bana, oy verdiğim “eylemsiz merhamet” kavramını da çağrıştırdı. Sahaya yansımaları açısından benzeşiyorlar.
“Dijital Vicdan” kavramının 2025 yılının kelimesi seçilmesi bize, toplum olarak bazı insani ve ahlaki değerlerimizden uzaklaştığımızı göstermekte ve bunu kanıtlamaktadır. Akif’in ifadesiyle milli ahlaktan ve milli ruhtan uzaklaşmak, toplumsal felaket ve toplumsal ölümdür. Dijital vicdanın sorunların çözümüne çare olması söz konusu değildir. Temennim ve duam vicdanın aktif olarak samimiyetle sahaya dönmesidir. Yazımı meramımızı daha iyi anlatacak Ziya Paşa’nın meşhur sözüyle tamamlamak istiyorum. “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde”.