Bir kasedir alev dolu gönlüm yana yana
Men ta senün yanunda dahi hasretsem sana
Yaşlar dökende söndüremez ateşimi su
Sunsan elunle kaanumu içsem kana kana
(Rabia Hatun)
Gitmek nedir, sevgili? Yüklenip katar katar bütün olmuşu kayıp gitmek rüya şehrimden. Sen her gittiğinde bana yeni dertler armağan etmeyi sevdin. Sen aslında, gitmeleri sevdin.
İçimde büyüyen gözyaşlarına emanet ederken yoksulluğumu, çıplak kayalarda yetişen bir güneş mavisi sunarsın bana. Adını turkuaz sevda koyarsın gitmenin. Yüzünün şansına bağışladığın hüzün topumu gece yarılarına kadar oynatırsın elinde de, yine gidersin…
Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında
Yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum.
Yolumun karanlığa saplanan noktasında
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.
(Necip Fazıl Kısakürek)
İşte karanlık. Ve sokak. Ruhuma tebelleş olmuş acıların tam ortasında… Ardıma bakmadan ve susarak, yürüyorum. Nereye gidiyorum, niye gidiyorum. Gitmelerin aslında sana gelmek olduğunu bilerek yürüyorum. En son nerede bırakmıştım sana dair söylediğim en güzel türküleri? İçinde sen olan…Beni sımsıcak sarmalayan. Bir hayal olmanı istemedim hiç.
Sanki aslan pençeleri olarak kaşırken yüreğimin duvarlarını kanatan senin parmakların değildi. Sen değildin, açılan kapıların ardındaki gerçek. Elini en son ne zaman tuttum hatırlıyor musun? Ne zaman içtim bakışlarındaki sihri?
Ben uzaklara gitsem de aklıma uyarak, bir gün seni sevdiğimi anlarsın. Seni düşünmeyi, seni ölmeyi anlarsın. Ellerini alıyorum sabaha kadar seviyorum
Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz
Ellerinin bu kadar beyaz olmasından korkuyorum
İstasyonda tren oluyor biraz
Ben bazen istasyonu bulamayan bir adamım.
(Cemal Süreya)
En çok onları seviyorum biliyor musun? En çok ellerinin beyazlığında kalan masumluğunu… Sendin, bir bakışta çıkan karşıma. Ellerindi en çok da… Parmaklarının arasında gezinen aymazlığımla korktum senden. Senden öyle korktum ki ellerini aldım sabaha kadar yanıma: Bir parça ekmek, bir yudum su, bir tutam uyku gibi. Azık gibi kısaca…
Ben eski zaman aşığıyım
Sevda çeker tilki kadar kurnaz
Bazen akılsız
Bazen çocuk gibiyim.
(Oktay Rıfat)
İflah olmaz bir yanım var benim. Herkes aşık olduğunda, ben dermansız bir dert gibi takarım göğsüme sevda çiçeğini. Eski zamanlardan kalmış bir renkle hüzünlenir yüzüm. Aşkı, hayal ve gerçek arasındaki boşlukta ararım her zaman. Akıl durur, yürümez mantığın atları.Ağlarım çocuk gibi. Gözyaşlarım utanır.Dedim ya iflah olmaz bir yanım var benim; en çok o yanımı severim. Hafifçe aralamıştın dudaklarını ilk kez gördüğümde seni
dudaklarımın uçurumundan belirivermişti o beyaz kelime
Ve yalnızlık lime lime
Dökülüyordu gözlerinden.
Ölebilirim senin için
Bu dünyada ve öbür dünyada
(Alaaddin Özdenören)
Açınca ağzını, dudaklarından sevgi karanfilleri görülür. Dudakların bir Kerbela’dır bana. Dokununca sesinin ince teline, gözlerinden çıkan her şey için, “işte bu” dedim;” Sevgiyle örülecek bir koza…” Tut elimden sevgili.Çıkar beni dipsiz kuyulardan.