Şükürler olsun tanrım
Mübarek bir vakitte
Yağmur verdin bize
Bu yaşa kadar yaşattın
Görmem gereken şehirlerin
Hayalini kurdurdun bana
Hiç olmazsa avuttum kendimi tanrım.
Şiirin ruhundaki ateş
Kavurdu içimi desem
Mübalağa olmayacak
Lakin nedense bu şehri Üsküdar’ı
Sevmeye başladım
Çarşılardan geçerken
Hüzünler yaşadımsa da
Bir çocuğun gözlerindeki parıltı
Bir tebessüm bir selam
Çok şey kattı hayatıma
Bu ezanlar şehri Üsküdar
Bu buram buram tarih
Aldı götürdü beni.
Boğazdan esen rüzgâr
Minarelerden yükselen ezan
Beş vaktin vuslatını yaşıyorlar
Asırlardır bu ateşli buluşma
Aziz Mahmud Hüdai’den nefes alarak
Dalga dalga dolaşıyor Üsküdar’ı
Dört nala kalkan bir küheylan
Her yıl selam götürüyor Mekke’ye
Kâbe’nin kapısıdır
Üsküdar diyerek.
Kralın kızına müjdeler olsun
Kuşkonmazda bir kuş
Rüzgâra kanat çırpınca
Kalbinden vurulmuş.
Kralın kızına müjdeler olsun
Mavi sular ortasında kalınca
Her gün beş vakit ezanlarla birlikte
İlahi bir nida olarak kız kulesinde
Açık anlaşılır bir okşayış içinde
Daralmıyor artık yüreği
Rüzgârın esmesi
Denizin dalgalanması
Geçip gidiyor savurarak saçlarını
Üsküdar işveli bir sevgili gibi
Bağlıyor kendine insanı
İnsan ki şaşmaktadır
Şaşarak yaşamaktadır.
Muhakkak bir yokuş çıkmalı
Bir bayır inmeli Üsküdar’da
Zeynep Kamil’den, Toygar Hamza’dan
Sultan Tepe’den, Bülbül Deresi’nden
Bir kuş bakışı İcadiye’den
Bir kanat çırpması Doğancılardan
Kız Taşından Ahmediye’den
Çarşının bereketinden
Bir rahmet vakti olsa gerek
Ezanlar, güvercinler, martılar, vapurlar
Mihrimah Sultan, Gülnüş Valide Sultan
Bakiden kalma birer mısra gibi duruyorlar.
Tanrım her şey bir yana lakin
Ezanlar bir başka okunuyor
Ezanlar şehri Üsküdar’da.