Güzün Son Konuğu’na Karşılama

Edebiyatın imkânları nelerdir sorusuna en güzel cevap,“deneme” türüyle ortaya çıkan ürünler vasıtasıyla verilir. Öyle ki deneme yazarının ustalığıyla göllerin ve çöllerin uçsuz bucaksız derinliğini ve genişliğini daha iyi yakalama imkânı buluruz. “Şey”ler birer levha gibi asılı durur başucumuzda. Ve bir dikkat, bir nazar onu alır, yoğurur, bir çerçeveye oturtur, süsler, giyindirip-kuşatır ve önümüze koyar. Sonrası ustanın sanat algısı ve anlayışıyla beraber, hayat algısının ve anlayışının da bir özeti olarak önümüzde durur ve bunda da günlük yaşantımızın dâhilinde veya dışında her bir şeyin kapısını aralama imkânı buluruz. Tabiki yazarının müsaade ettiği kadarıyla. Eski, silik bir fotoğrafı, unutulmuş bir ismi, bir sokağın hikâyesini, bir güzel şiiri, hüznün ve mutluluğun resmi belgesi olan mektupları, aşk ağrısını, talebeliği, iyi bir okur ve gözlemci olmayı, ana yüreğini, baba insafını, edebiyatın ince işçiliğini görürüz o güzelim denemelerde. Bunlar ancak birkaçıdır deneme konusunun. Deneme uçsuz bucaksız bir göl, ardı arkası gelmeyen bir dünya ve her şeyi içine alabilen bir rüya.

Deneme her ne kadar batıda ortaya çıkmış bir tür ise de, Türk edebiyatında bu türün çok incelikli temsilcilerini bulabiliriz. Buradan onlarca ismi zikretmek mümkün ise de yazının başlığından da anlaşılacağı üzere Reşit Güngör Kalkan’ın son kitabı Güzün Son Konuğu bağlamında yazarın denemeciliği üzerine yoğunlaşmaya çalışacağız. Reşit Güngör Kalkan son dönemde yetişmiş çalışkan ve titiz bir denemeci. Deneme türündeki ısrar, ismini daha çok 2010 yılında çıkan Ben İsmet Özel Şair isimli biyografi kitabıyla duyurmuş, Sürgün Aşk Düğünleri, Aşk Kadar İsyan Sesli ve Gül Üstüne Aşk Olsun kitaplarından sonra dördüncü deneme kitabı olan Güzün Son Konuğu’nu yayınlayarak Türkiye Yazarlar Birliği 2011 yılı deneme ödülünü almıştır. Bu ödül bir anlamda Anadolu’daki edebiyat ruhunun yükselişinin de en güzel mesajı olmuştur. Yazarın Anadolu anlatı geleneğinin ürünlerine yetişmiş son nesilden oluşu, kültürel ve geleneksel birikimin içinden çıkmış olması kaleminin ve kurgusunun da üst düzey bir gelişmişlik ve zenginlikle süsleniyor oluşu, yazarın adının hafızalarda kalması için yeterli bir sebep olmuştur. O, günlük hayatın dâhilinde ve haricinde olan ne varsa denemelerine konu edebilmeyi çok iyi başarabilmiş bir yazar olarak bize edebiyatın kapılarını aralama imkânı verir. Erkeğin perde ile imtihanı, Cüneyt Usta’nın tamir dükkânı, radyoyla uyandığımız günler, yazın sıcağında oruçlu olmanın verdiği serinlik ve daha aklımıza gelebilecek birçok şeyi okuma imkânı buluruz Reşit Güngör Kalkan denemesinde. 

Yazarın ilk üç kitabında daha içsel bir yolculuk ve soyut bir anlatımın olduğunu gözlemlesek de Güzün Son Konuğu’nda bu anlatımın daha somut ve dış dünyanın da perdelerinin aralandığını görürüz. Kapalı denebilecek uzun ve girift cümlelerin yerini, daha açık, ironik ve şiirselliğin aldığını buluruz. Bu da kitabın biz okurlarca soluk almadan okumasına imkân verir. Yazarın şiirsel dili ve öykü tadında anlatımı yazıları uzun bir hikâyenin parçalarıymış hissiyle okutur. Bu dili usta denemecilerde sık görürüz zaten. Kiminde ağır basan esprili ve ironik dil, kimindeki akıcılık, kimindeki şiiriyet ve hikâyeleme Reşit Güngör Kalkan’da harmanlanmış olarak karşımıza çıkar. 

İnce bir şair hassasiyeti ile nakşedilir kelimeler, çünkü yazar da şiirle başlamıştır, ilk kitabı Hüzün Sendromu bir şiir kitabıdır. İyi ve titiz bir araştırmacı olmasının birer ürünü olan Gaziantep’in Çanakkale Kahramanları ve İsmet Özel biyografisi yazarın incelikli dikkatinin denemelerindeki havaya da olumlu bir etkisinin olduğunu gösterir.

Anadolu’da mütevazı bir hayat süren ve böylesine önemli eserlere imza atan yazarın kendine has bir üslup kurması ve merkezin dikkatini böylesine olumlu bir şekilde çekmiş olması elbette kolay olmamış, yirmi küsur yıllık bir ince işçiliğin somut delili olmuştur.