Gül Üstüne Aşk Olsun

“Gül Üstüne Aşk Olsun”, Reşit Güngör Kalkan’ın “Sürgün Aşk Düğünleri”, “Aşk Kadar İsyan Sesli” kitaplarından son­ra deneme türünde yazılmış üçüncü kitabıdır.

Yazar önsöz bölümünde yaşanan günler hakkında şu tespit­te bulunuyor: “İyiliğe ve güle dair yazılmış ne varsa, ömrü­müzün aşkî taraflarını geçmişin aynasında biriktiriyor yıllar yılı. Geçmiş katreler aleviyle geçiyoruz çağlardan. Tebessü­mü ve gülü unutan bir yüzyılda yaşıyoruz şimdilerde. Gün­celin peşi sıra sürüklenip duran ruhlarımızın, anlık heyecan­larıyla mutlu oluyoruz artık.”

Gül, özgün bir ifadeyle tarif edilir: “Gül dediğimiz ruhumuz­dan dökülen, yeni kıyam etmiş bir yeryüzü özlemidir nasılsa.” Reşit Güngör Kalkan, kitabın yazılış gayesini şu cümlelerle ifade ediyor: “Peki ben neleri mi yazdım? İyiliğe ve güle da­ir ne varsa, sıcak bir buket halinde evlerimize, kitaplarımıza, umutlarımıza, rüyalarımıza yeniden dönebilmek adına ne yazılması gerekiyorsa onları işte. İlk sözümüzü hitama erdir­meden ve çağlayanların yangınına ruhumu rapteyleyerek, sızımı gidereceğine inandığım neyse onu anlatmaya çalıştım daha çok. Sevgiyle yakılan bir ırmağın türküsü diyelim-izninizle-yazılanlara.”

Kitabın ilk yazısı kış mevsimi üzerine: “Adım Şimdi Kış”. İn­sanın hâllerini bir mevsimden yansıtmanın, anlatmanın de­nemesi. “Kitapların yazdıklarını ezberleyen ben, yenilmişler safında olduğum kadar kışım hep.”

Deneme türü anlatım yönünden yazara bir özgürlük alanı vermekte. Rahat bir anlatımı deneme türünde bulmak mümkün. Reşit Güngör Kalkan, uzun cümleler kuruyor. Bir şiiri hatırlatan veciz ifadeler özellikle dikkat çekici. Yazıya sinmiş bir şiir var. Bu yazılar adeta şiire göz kırpmaktadır.

Ezeli dostluğun devamı gibi de okunabilir elbette. Zira Reşit Güngör Kalkan, yazmak eylemine şiir ile başlamış. “Hüzün Sendromu” isimli bir şiir kitabı da var. Anlaşılan odur ki ilk göz ağrısı şiir, şimdilerde denemeler yazan Reşit Güngör Kalkan’ı hiç terk etmemiş. “Ben Yokken Çağdaş mıdır Yer­yüzü” isimli yazıdan altını çizdiğim cümleler:

– “Başını dik tutanların omuz baş­larında bulduğum sükût, yemin­lerin ve kırılan aynaların yankısıdır yeryüzünde.”
– “Yazgısı sızıya dönüşmüşlerin du­rağıdır bastığımız her karış toprak.”
– “Mavisini çaldıklarından biraz da küs durur içimdeki çocuk.”
– “Güneşten çıkagelen kar beyaz dualar, tütsülediğimiz kelimeler arasında, yani bir melek katında durur anısı sızılı duran esmer ey­lem günleri… Şimdi yeryüzü, bu­lunmuşken kaybedilen bir sevinç­le üzülmektedir kirlenen beyaza.”
– “Yokum, yokluğum dinç bir ka­rartıyla hastalanır her gün.”
– “Ben şimdi orada yokum ya, çağ­daş mıdır yeryüzü?”

“Gül Üstüne Aşk Olsun” isimli yazı bütün zamanların sevgilisine adan­mış. Dirilişin, yeniden var oluşun yan­kısı gül. Uzakları yakın eden gül, birliğin, güzelliğin, iyiliğin işareti daim. “Dünyanın gül üstüne aşk olması için döndüğünü kim inkâr edebilir ki?”

Ve “Gül Yarası”… Sınırlı bir zaman diliminden kurtulup da sonsuza varmanın çabası diye de okunabilir bu yazı. Geçmiş günlerin izi, sızısı dile gelmiş. Bize dair acılar, arayışlar…
Nisan, baharı duyuran yeni günler, diriliş günleri… “Nisan Bir Şiirdir Vus­latı Hatırlatan”

Bir de eylül var her geldiğinde kalbi sızlatan: “Ömrümüzün Eylül Ağrısı”. Yazar, bu yazısında Eylül ile gelen hüznü harmanlamış. “Aşk değil, Eylüldür yolumuzu kesen!”

“Sebil, Güvercin ve Ağaç Rüyası” isimli yazı için ağacı anlatmanın denemesi diyebiliriz. İnce duyarlılığın bir yansımasıdır bu. Ağaç, umudun yeşe­rip de dala yaprağa durması. “Bir ağacı olmayagörsün insanın şu dün­yada; ondan başka nesi olabilir ki za­ten ‘benimdir’ diyebileceği?”
Kışın kar altında bir ağacın duruşu ne güzel ifade edilmiş: “Kış mevsiminin bütün ağırlığını, cümle kederlerini ta­şırlar da bir kez olsun ‘ah’ etmezler inanın.”

Bahar mevsimi üzerine yazılmış “Seferî Halimizi Bozan Bir Bahar Ayartması” Bu yazıda baharın diriltici, yenileyici ruhu vurgulanmış. “Bahar her dem tazelenen namaz bereketidir da­ralan ömrümüzde…”

Hayatın bir sorgulaması, bir muhase­be… Olup bitenlerin bir daha düşü­nülmesi diye de okunabilir: “Senin Kalbinden Sürgün Oldum İlkin”.
Şehir üzerine yazılmış bir yazı: “Şehir, Şehir İçindir”.

Yaşadığımız günlerin dertlerini, sıkın­tılarını, acılarını dile getiren yazılar: “Nur Topu Gibi Satanist Çocuklar”, “Savaşın ve Nobelin Çocukları”.

Kelimeler kelimeler… Kitapla başla­yıp kitapla bütünleşen bir hayatın güzel insanlarına, söz mimarlarına du­yulan hürmetin ifadesi olan “Kelime­ler ve Beyaz Bir Tebessüm”

Kitap(lar) okumak yahut kitaba ya­kınlığı anlatan yazılar: “Kitap Bilinci”, “Kitap ve Aşk”, “Kötü Okur”. Oku­mak eylemi üzerinde özellikle duru­yor Reşit Güngör Kalkan, kitaplarla sahici bir dostluğu öneriyor. “Oku­mak başlı başına bir alan, yaşıyor ol­manın getireceği bir iyimserlik hâli, özgürlüğün doruk noktası o.” Mustafa Kutlu “Beyhude Ömrüm” kitabıyla, Arif Nihat Asya imanı duyu­ran mısraları ile, Nazım Hikmet yaşa­dığı hayal kırıklığı ve pişmanlıklar ile, Bahaeddin Özkişi “Sokakta” isimli romanı ile, Yavuz Bülent Bakiler Türk­çe sevgisi ve dille ilgili görüşleri ile “Gül Üstüne Aşk Olsun” kitabında yer alıyorlar.

Yitiğini arayan; olup bitenleri sorgu­layan ve aşkı, umudu, dirilişi yoldaş bilen bir çabanın eseri: “Gül Üstüne Aşk Olsun”

* Gül Üstüne Aşk Olsun – Reşit Güngör Kalkan, Kaynak Yayınları, 108 sayfa. Ocak 2006, İstanbul

Bu yazıyı paylaşın