Tozlu bir kitaplıkta terk edilmiş o kutlu kitabın sayfaları arasında eskimeyen bir vahyin ilk harfi indi kalbime. Anahtarına kavuşan kelepçeler gibiyim. Dokundu zihin pencerelerimden gönlüme, dudaklarımda bir gülümseme… Hafızamda dirilen lisan neyden çıkan nağmeler gibi ruhumu titretiyor. Hani fecirden önce afaka bir ahenk içinde dağılmış akisler kanatlanır ya. İşte öyle bir devinim başlıyor fikrimin inceliklerinde. Uçsuz bucaksız bir ufka açılmış derinliği ölçülemeyen bir okyanus içinde emekliyorum, dizlerimde masallar. Adım atmak zor, yol uzun.
Ben, bütün güzelliklerin beni bulacağını beklerken, her şey süratle ve bana aldırmadan değişiyor. Aydınlanan zaman mı yoksa insan mıdır?
Ayakları olmayan bir insanla kaybolmuş eşeğini aramaya çıkmanın anlamı var mı bilmem. İçimin içime kapanmasına engel olmalıyım. İnsan zekâsına ket vuran her türlü engeli, imbikten süzülmüş bir okumak ortadan kaldırabilir belki. İlim ve irfan mektebinin mürşid-i kâmilleri okuyarak bulmuşlar hikmeti. Evreni bilmek, tanımak kültür; onu şuur akışında kavramak irfandır. Hiç değilse bilme ve tanımaya yolculuk düşünce kapılarımı açabilir.
Düşünceden korkmak karanlığın ta kendisi değil midir? Karamsarlığından uyanan zihin ışığa çok yakındır. Allah’ın yoktan öte var ettiği her şeye nakşettiklerini fark edip nakletme becerisine ulaşmak düşünmeyi öğrenmek ile kabildir. Dilimde öbek öbek şiirler, öyküler, romanlar. Zamanın aralığında ışığını arayan gül gibi.
Umudun ve ışığın ardı sıra gitmek, yaşamanın anlamını yüklenmek için okumak ve yazmanın doğa gibi çiçek açtığı bir mevsimin meyvelerine ulaşmak. Açtıkça düşünce gülleri, zihnin karanlık sokakları aydınlanır. Unutmayalım ki aydınlanma medeniyetinin içinde neşet etmiş hiçbir kımıltı yok olmaz.
Yürüyorum, bilgece tükenişi göze almış ahşap bir kaleme, uzandığım ellerimi ince bir şefkat ile sarıyor babam, açıyor gözlerime taze pencereyi. Bir çeşit rahle-i tedris… Yavaş yavaş çırpınıp sonsuzluğa kanat açan yavru turnalar gibi küre-i arzı aydınlatan hakikat güneşine yol alıyorum. Kelimelerin ışıması ile aydınlanan nev-i beşer muhteşem bir âlemde uyanıyor. Sözcüklerin esrarıdır bütün insanları yakınlaştıran ve yakınlaşma çoğaldıkça dildir hayat bulan.
Çocukluğumun alacakaranlığından geliyorum. En kendim olduğum vakitlerdir düşünceyi uyandırmaya niyetle inziva çöktüğü zaman.
Sever-i enbiyanın içimdeki coğrafyaya bastığı yollarda ayak izleri duruyor. O ayak izlerini takip ederek gerçeğin kapısını aralıyorum.
Hızlanıyorum kâğıda harfler ışıyan o dar vakitlerde. Ruhun derininden süzülüp kelimelerin haber verdiği bu yüzyıldaki medeniyet bilinciyle, engin kutsallığına dayadım kalbimi o kutlu kitabın, kalemin gücüyle. Kalemle yazı yazmayı öğreten, insana bilmediğini talim eden ışıl ışıl bir nur. Sabır işlenmiş olgunluğun anahtarına ulaşsam, gerçeğin birbirine açılan kapılarını aralayabilecek miyim?
Rûşen-i Ekber, bize kapanmayacak bir kapı açarak aydınlanmaya davet ediyor. “Oku yaratan rabbinin adıyla!” Sadece indirdiklerimiz değil, evrende yarattığımız her şey aydınlanmanız için bir ayettir. diyerek. Bir okur olarak bu aydınlanma sofrasına icabet edip bu güzel davetin sahibini kafamızda ve gönlümüzde en güzel, en eşref haliyle konuk etmeliyiz. Şüphesiz indirilen bu eşsiz kitap hayatın sırrını aydınlatacak kapıların anahtarıdır, evrende zihnimize ve gönlümüze açılan ayetlerin kapılarına ulaşmak için
Ne zaman okumayı yaşamın her alanına; okulla birlikte sokağa, kahveye, camiye sokabildik; işte o zaman gerçekten aydınlanma kalelerimiz yıkılmaz olacak. “Yeni Dünya Düzeni” diye vaad edilen telkin ve tahakküm kilise karanlıklarına kapatmalıyız duyargalarımızı. Tarihe bakıldığında aydınlanma tünellerinden süzülen ışığa gözlerini açan bütün aydınlar cezalandırılmıştır. İçimizdeki ışıktan bihabermişiz gibi yaşamamalıyız. Tuğla tuğla örülen medeniyetimizin kalelerinden aydınlanmanın bir güneş gibi yeryüzüne nasıl açılıp yayıldığını göremiyorsak kalb gözümüzü kendi ışığımıza kapatmış olmaktan başka bir şey değildir. İnsanımızın aydınlanıp medeniyetimizin yeniden ayağa kalkması,  kendi köklerimizden beslenerek değerlerine sarılması ve şuura ermesi okumak ile kabildir. Önümüze açılan yüzlerce asırlık merdivenden yürümeye devam etmeliyiz bıraktığımız yerden. Ellerimde deneme, araştırma-inceleme ve tarih kitapları; yol yokuş, yol sarp,  menzili çoktur, geçidi yoktur.
Nihayetinde hayattan aldığın ve insanlara verdiğin kadardır ömrün. İnsanın, fikir, ruh ve ahlakça yükselmesi saf düşüncenin meyvesidir. Duygu ile düşünce arasındaki köprüler ayaksız bırakılmamalı. Çünkü başkasını aydınlatabildiğiniz kadar aydınlanır, aydınlanabildiğiniz kadar da aydınlatabilirsiniz. Zihinsel bakışlarımızın berraklığını okumaya borçluyuz. İlmin yolu okumaktan geçer. Tam da bu noktada Yunus Emre yerime söz alarak en latif haliyle aydınlatıyor zihinlerimizi.
“İlim ilim bilmektir
  İlim kendin bilmektir
  Sen kendini bilmezsen
  Ya nice okumaktır”
Bu minvalde edebiyata da değinmeden geçmek haksızlık olur. Unutulmamalı ki edebiyat aydınlanma kalelerimizin tuğlalarının arasındaki harçtır. Aydınlanma edebiyattan ayrı düşünülmeyeceği gibi hiçbir ilim edebiyat olmadan hayat bulmaz. Edebiyatın ışığı değil midir matematiği ışıtıp hayatımızda anlamlı bir yere oturtan. Bir halkı tanımak, anlamak mı istiyoruz. Matematik, astronomi, tıp, tarih, psikoloji, sosyoloji ve felsefeden önce edebiyatına bakmıyor muyuz? Tarih boyunca üstünlük ve güç hep edebi aydınlanmayla mümkün olmuştur. Matematik ile birlikte diğer tüm bilimleri insan zihnine ancak edebiyat aşılar. Zihin karanlığının kabuğunu edebi olanla kırmak mümkündür. Nasıl ki matematik zekânın çalışmasında etkiliyse edebiyat da hem aklın hem de kalp mekanizmasının sağlıklı çalışmasında etkilidir. O zaman edebiyat hayatımızda diğer bütün ilimlerin toplamından daha az önemli değildir.  Dünyanın en büyük medeniyetinden dahi sanatı ve edebiyatı çıkarın geriye ne kalır? Bütün medeniyetler sanat ve edebiyat üzerine inşa edilmemişler mi? Yürek ile zihin ibresinin ana yörüngesidir edebiyat. Kendimizi keşfetmenin en güzel yoludur. Kendini keşfetmenin yolu aydınlanmaya çıkar. Zihnimde cilt cilt bütün bilim ve sanat dallarına ait kitaplar; yol geniş, yol dönemeçsiz, yolculuk hoştur.
Aydınlanmak insanların çoğunun kendisinde saklı olduğunu bilmediği zihnindeki defineye ulaşmak için yapılan kazıdır. Yani hayatı en iyi okuyabilmeye götüren yol, yine okumak değil midir? Eylemlerin en ilahi ve samimi olanı, ilk uyanış, ilk silkiniş… Sonra örtüye bürünüp düşündükçe yükünün ağırlığının hafiflediğini hissetmek. Yani yavaş yavaş aydınlanma hali. Aydınlanmanın ilk tohumu okumak…
“Okumaktan mana ne
  Kişi Hak’kı bilmektir
  …
  Eğer Hak bilmez isen
  Abes yere gelmektir”
Karanlık; bir melek nasıl yırttı kendini ve içinden bir şeytan çıktı!
Aydınlanmak; bir avuç topraktan nasıl da meleklerin secde ettiği bir eşref vücut buldu!
Karanlık; o eşref ki nisyanda bulundu ve isyan edene uyarak cennetten kovuldu.
Aydınlanmak; karanlığa kapatarak kapılarını, sabırla niyaz niyaz hikmete ulaşarak kemale ermekti yeniden.
Karanlık; uzaklık, karanlık; yabancı olan, karanlık; yokluk…
Aydınlanmak; içimizde büyüttüğümüz yoksunluğu, ıssızlığı kanatlandırarak kendimize yabancı olan tarafımızı tanımak, aydınlanmak; kendi yolunu bulmak, kendine yakın durmak, aydınlanmak; zihnimizde yükselen karanlık engellere pencere açmak için kalbimizde devinen heyecanın sütbeyazı… Aydınlanmak; içimizdeki karatahtaya yeni cümleler yazmak, aydınlanmak; kendinin aynası olmak, içindeki bilinmeyenleri doğurmak, aydınlanmak; yokluğa karışan kendi varlığının kalbinde yeniden diriliş, aydınlanmak varlık…
Baştan ayağa ahlaki güzellikler ve kusursuzlukla süslemiş olduğu en mümtaz ve seçkin hâl. Aydınlanmanın zirveye ulaştığı zamanlar, medeniyet kalelerinin yükselişi sözün yere düşmediği vakitlere denk düşer. En ileri medeniyetler, Hak’tan alınan ilahi bilinci halka ulaştırmak için ilim ve akıl yolunda hizmet etmiş, aydınlanmayı ibadet saymış, insanlığı muazzam seviyelere taşımışlar.
Eskiden saray ve camilere kütüphaneler kurulurdu. Saray hanedanıyla birlikte talebeler kalbini ve zihnini bu kütüphanelerdeki ciltlerle onarmış. Enderun ve medrese talebelerinin kamışlarından damlayan mürekkep kütüphaneleri asırlarca daha da zenginleştirmişti. Şimdi nerde bir cami, bir okul görsem yüreğim yanar, aklım çürümeye yüz tutmuş gibi telaşa kapılırım, ateşe verilen kütüphaneler gibi eksilirim.
Kitaplar aydınlanmaya açılan en önemli kapılardır. Her kapıdan içeri girdiğimde yeni adım atan çocuklar gibi heyecanlanıyorum, dizlerim titriyor. Kitap okumak aydınlanmanın kaynağı, aydınlandıkça zihnî melekelerim, dil susuyor. Karanlıktan aydınlığa yürürken elimdeki kandil sönmemeli. Ne zamanki kitabı bıraktık, okumayı gereksiz gördük işte o zaman karanlık hücrelerimize kadar zerk etti. Okudukça rahmeti artar gönlün, gözyaşları bereketlenir, yüze tebessüm konar.
Kelimeler ki kâğıt üzerine rastgele çizilmiş harfler değil. Her biri aydınlanma kalelerinin kapısına götüren kandillerdir. Kandilin içinden belirip neft-i dünyayı o incecik ışık gibi ışıtan kelimeler dokundukça cana canlanır mana. Kesretten vahdete doğru domur domur çiçeklenir kelimeler ve sayılar arasındaki ahenk.
Gönlün güzelliği nasıl ki sevgi ise beynin güzelliği de düşünebilme yeteneğidir. Düşündükçe özgürlüğe kavuşur, özgürleştikçe aydınlanır insan. Asırlardır ebediyeti aralayan bu kapılar kendinden çok benim varlığıma bir kanıt. Var olmak; zihnimize kelimeler dokunduğunda içimizde uyanan bir ümmete sabah olmaktır.
Hayır, indirilen bütün kitaplar erkeklere olmamalıydı. “Aşk erkeklere yakışır, aşkı erkekler bilir” gibi kitaplar da sadece onlara mı indirildi. Aydınlanma onlara mı yakışacaktı bir tek. Aşkta olduğu gibi aydınlanmanın da mı nesnesi konumunda olacaktık. Amelden düşmüş elif’e sığınarak bir burjuva gibi yüzümüze sırıtanlar, biz bir mim gibi, bir vav gibi bir dal gibi çekip çıkarız hayatınızın karanlığından.
Öğrendim, her durakta kendime biraz daha yakınlaşıyorum. İçimdeki karatahtaya yeni bir cümle yazdım. Minik bir kırlangıcın bakışlarında yakaladım sabahı. Sonsuzluğun ışıkları zihnimin labirentlerini kucaklamak üzereyken ben ki evrende bir noktaydım. Benimle birlikte uykuda olan her yer, her şey bir ‘ikra’ ile uykudan uyandı. Bir yaz sabahı kadar aydınlık fikriminharitası.  Ey kitaplar kitabı, ey sırları çözen Mübin! Tut kalbimden ve zihnimden, sar beni. Hayatımın kırık dökük yanlarını yavaş yavaş aydınlat; yol sonsuz, söz derin.
Her kelimenin yeni bir cümlenin, her cümlenin yeni bir hayatın başlangıcı olduğunu öğrendim. Okuyup aydınlandıkça kendimi bildim,  bilinmeyen hazinelere ulaştım, hazinelerimizi ölçecek terazinin olmadığını fark ettim. Aydınlandıkça zihnimde beliren mesafeler arttı.
Kalemle öğretip kelama aşkı bulaştıran kerem sahibi rabbim, kelama iman eden ben. Yokluktan gelip var olmaya yürümek… Kelam bilenmiş zihnim, hayatın zikzaklarından biriktirdiği umutla içinde bulunduğu karanlığın kabuğunu kırarak yavaş yavaş aydınlanıyor. Bir harftim kımıldanıp kelime oldum, emekleyip cümle, adım adım bir pasaja dönüştüm, serpilip bir sayfa kitap oldum. Koşar adımlarla kitaba dönüştüm, kalem oldum kelamı sevdim okuyup cümle kütüphaneleri.
Öğrendim.

Bu yazıyı paylaşın