-Elhân-ı Şitâ Üzerine Bir Tahlil Denemesi-

Şiirde başlık, şiirin bütününe şâmildir. Daha lise yıllarımızda bizi etkileyen bir ahenk şiiri olan Elhân-ı Şitâ buna en güzel örnekler­den biri. Hemen her kış pencereden seyrine daldığımız karlı bir manzara ile bu şiiri hatırlarım. Şiirde heceleri müziksiz düşünme­yen Cenab Şehâbettin, muhtevası sade bir kış manzarasının tas­viri gibi görünen Elhân-ı Şitâ’da statik anlatımı değil hareketli ve sesli bir üslubu sergiliyor. Sadece beyazlık ya da soğukluk imajla­rında kalmayan şair, kar yağışında bulduğu müzikal sesleri derin­lemesine işliyor. Bundan dolayı şiiri, “Kış musikisi” diyebileceğimiz bir başlıkla anıyor ve onu şiirin içinde uygulamaya çalışıyor. Kay­bolan mutluluk arayışının hakim olduğu şiirde bu arayış neticesi­nin kar yağışı olduğunda karar kılıp dua ve sabırla şiiri bitirmesiy­le okurun zihninde bir resim motifi oluşturmaktadır ki kar tane­lerinin sürekli bahar unsurlarıyla karşılaştırılması buna bağlıdır. İmgeler, baharın hüznü ile kar yağışını resmetmek arasında fark­lı seslerle şiiri bütünleştirmeye çalışmaktadır. Bu, hem dış şekilde hem de iç şekilde görülür.

Servet-i Fünun sanatçıları her veznin bir ruha tekabül ettiğini ile­ri sürmüşlerdi. Cenab Şehâbettin de şiirde vezni üç kere değiştir­miştir. Üç ana kısma ve beş ayrı bölüme ayırabileceğimiz Elhân-ı Şitâ’da şiire hâkim kâfiyeler, bir düzene göre devam eder; kimi yerde çaprazlama kafiye kullanılır. Ana kurguya sürekli bağlı ka­lan şair, imgeler arası geçişleriyle şiirin canlı kalmasını sağlar. Ünlü ve ünsüzlerin sıralanışı ile oluşturulan ses, şiirin sonlarına doğru sertleşmeye başlar ve aliterasyonlarla zenginleşir. Bazı ke­limeler hatta bazı mısralar tekrar kullanılır. Bütün bunlar şiiri mo­notonluktan kurtarma adına yapılan çalışmalardır ki genel ola­rak bu, Cenab Şehâbettin’in şiirlerinde görülmektedir.

Şiirde anlam arayışı ve tahlilde şair gibi düşünemiyorsak bile şiir­sel derinliği anlamak için hele hele sembolist bir şairi anlamak için kelimelerin çağrıştırdıklarından hareket etmek en doğru yol­lardan biri olsa gerek. Bu nedenle ilk mısradaki “Beyaz titreyiş” ve “Dumanlı uçuş” tamlamaları üzerinde durmak istiyorum: Bu mısra “Eşini kaybeden bir kuş”un özelliğini ifade etmesi bakımından önemlidir. Görüleceği üzere tüm kış şiirlerinde olduğu gibi beyazlık bu şiirde de aşırıya kaçmadan yer edinmiştir. An­cak “Beyaz titreyiş” ile başlayan “Duman­lı uçuş”, nerede duracağını bilmeyen bir arayışın ve yön korkusuna yenikliğin ifadesidir ki duman gri de olsa, beyaz titre­yişle paralellik arzeder. Bu titreyişin be­yazlığı, sembol olarak ölüme kapı aralasa da salt anlamda titreme nedeninin soğuk ve kar olduğuna da götürmekte­dir bizi. Tüm bunlar, aslında “Eşini kay­beden bir kuş”un özelliğidir ve yağankar bir kuş gibidir. Böylelikle, şiirin yal­nızlık mefhumu ile başladığını görürüz

“Bir beyaz lerze” ifadesini sadece kar için düşünmek de olağandır ki “Bir” keli­mesi ve ardısıra gelen “Eşini gâib eyle­yen” ifadesi tüm kar yağışlarının tek bir kar tanesi ile başlangıcına işarettir. Du­manlı uçuşun arayış amacı ise ilkbahar­daki huzur ve canlılıktır. Kışa tezat ola­cak olan yazdan önce gelen ilkbahara yapılan arayış göndermesini başlıkla birlikte düşündüğümüzde bahara özgü olan kuşların şakıması yerine kar yağışı musikisinin yer edindiğini görürüz. Bu, ilkbahardaki kuş cıvıltıları yerine karların düşüş sesidir.

Şüphesiz kışın yerini alacak olan ve kuş­ların geri dönüp şakımalarına sebep ola­cak olan ilk mevsim ilkbahardır. Karların uçuşunun tasvirinden sonra, şairin mev­simlerin birbiri ardına gelecek olduğu­nu, bundan kaçınılamayacağını dile geti­rişi devreye girer: “Ey kalplerin çılgın şarkıları, ey güvercinlerin güfteleri, işte ba­harın yarını budur ki, karlar toprağı de­rin bir sessizlikle kapladı. Artık bahardan kalma ve ona ait ne varsa sessizce ve sürekli ağlamaktalar.” Burada “Kebûterlerin neşîdeleri”nden kasıt elbette güver­cinlerin sesidir; ancak bu sadece bir ses değil aynı zamanda bir manzume, bir şi­ir hatta bir güftedir. Sonraki bölümde yine bahara ait bir unsur olarak kelebek­le karşılaşır okuyucu. Kelebeğin ömrü­nün kısalığı ile baharın geçici oluşu ara­sındaki ilişki “O baharın bu işte ferdası” mısraını derinleştirmemize yardımcı olur.

Karın düşüşü, ikinci bölümde kelebeğin uçuşuna benzer. Bu benzetmenin şekilsel olarak yapıldığını düşünebiliriz. Kele­bek kısa bir ömre sahiptir ve uçarken birden düşüp ölür. Bu kısa hayat hikâyesi aynı zamanda karda vardır. Yere düşen her kar tanesinin eriyişi bir ölümdür. İlk bö­lümde olduğu üzere, bu şiirde 2. mısralar 1. mısralardan daha genel ve 1. mısraı kapsayan bir anlamla örülmüştür ki “Bir beyaz rüşe-i cenâh-ı melek” yani “Bir melek kanadının püskülü / saçağı” ifadesi hem kelebeği anlatmaktadır hem de kelebeğe benzetilen karları ifade etmektedir. Nihâi olarak, bütün bu kelebek, melek ve kar öznelerinin gelen kışla yeşilliğini kaybetmiş bu solgun bahçelerde baharı ve baharla birlikte kuşların şakımalarını aradı­ğını dile getirmekte ve bütün şiiri kapsayacak kadar, kar motifi­nin hepsinin yerini tutabilecek ölçüde büyük bir işlev içinde olu­şuna anlam yüklemektedir şair ve kelebekten hareketle devam eder. Bu, şiirde semboller üzerinde derinleşmenin neticesidir ki; kelebek bu defa “Ufacık bir çiçekli yelpâze” olarak çiçekler üstün­de açan bir çiçeğe benzer. Buradaki “Açmak” fiili hem kelebeğin kanatlarının açılışıdır hem de kelebeğin kozasından çıkıp bahar­da çiçek gibi açması / uçmasıdır. İşte bütün bunlar olurken ön­ceki bölümde ifade edilen “Düşüp ölen bu kelebeğin” bedeni üzerinde parça parça karların düşüşü başlamıştır. Kış kapıya da­yanmış, kelebeğin uçuşu yerine kar taneleri geçmiştir. Bu düşü­şü “Pervâze” ile dile getiren şair, karların bu düşüşle ağladığını, kelebeğin ölümü üzerine düşmenin bir gözyaşı ıslaklığı gibi oldu­ğuna değinir. Kar yine hüznü temsilen ordadır ve ağlamakta / yağmaktadır.

Üçüncü bölümde, kelebek sembolünün derinliğinden sonra ilk bölümdeki ana temaya geçen şair, kelebek gibi ölmeyip göç eden / giden kuşlara yeni bölümde gönderme yapar. “Uçtunuz, gittiniz siz ey kuşlar / küçüçük, ser-sefîd baykuşlar”… Yine ilk mısra 2. mısraın açıklayıcısı konumumdadır ve 2. mısradaki öğe “Beyaz başlı baykuşlar” kara benzetilir. Kar, kuşları, beyaz başlı baykuşlar gibi yuvalarında, dallarında ve hemen her yerde ara­maya koyulmuştur. Devam eden mısralardaki dil, hem karların dilinden hem de şairin dilinden söylenen hüzünlü bir şarkı gibi­dir: “Gittiniz, gittiniz ey kuşlar, şimdi yuvalar baştan başa boş kaldı. Karlar, sessiz / figansız yetim olan yuvalarda son kalan ıs­lak tüyleri kovalıyor ve havada ağlar gibi uçuşuyorlar.” Kuşların gidişine üzülen kar taneleri hem uçuyor hem ağlıyor hem de on­lardan geriye kalan yuvalardaki ıslak tüyleri bir hatıra olarak bul­mak istiyor. Bu bölümdeki “Mâi” kelimesi her ne kadar mavi anla­mına gelse bile kar, ıslaklık, ağlama gibi genel kurguya uygun olan “Suya ait, sulu, ıslak” anlamıyla okunmalıdır.

Üç bölümden oluşan birinci kısımla birlikte şiirin birinci şekilsel yapı­sı sona erer. Bu kısımda, karların yavaş yavaş, ağır ağır ve parça parça yağışını resmedilir ve bahar hatıraları ile kar tanelerinin hare­ketliliği benzeşme unsurlarıyla kendilerine yer edinir. Mısraların kı­salığı araya giren “Gibi kar” ve “Karlar” kelimeleri ile şiir monoton bir dilden kurtarılır. Şiirdeki ses ahengi bakımından şairin, cömert ve­zin diye tanıdığı aruzun Servet-i Fünun çağındaki özgür imkânların­dan bu amaçla faydalandığı görülür. Arada bir duraklar gibi olan kar yağışının tekrar harekete geçişine benzeyen küçük mısralardan sonra uzayan mısraların şiirde yer edinişi bu sebebe bağlıdır. Her bölüm sonunda hüzün ve melankoli “Ağlar!” ifadesiyle tekrarlan­maktadır. Buraya kadar şiir “Geniş müstezad”la söylenmiştir ve son­rasında konu haricinde ses ahengi, vezin ve söyleniş biçimi değişir. Kurguya dayalı kar benzetmeleri azalır. Artık yoğun bir kar yağışı­na teslim olmuştur şiir, işte bu, Elhân-ı Şitâ’dır.

İkinci ana kısım iki bölümden oluşur ve bu kısımda hâkim olan kuvvetli bir kar yağışıdır. Acıya teslim olan ve sonunda acıyı seven, onu kabul eden bir insan gi­bi kar yağışıyla kaybolan bahar hatırala­rına çok fazla değinilmediğini görürüz. Bütün arzu kardır. Yine de içten içe kar, bahar çiçeklerine benzetilerek ve gökyü­zünün ayrıcalığında baharın hatırası canlı tutulur, ikinci ana kısım kafiyeleniş açısından iki ayrı ahenge sahiptir. Bu, ilk ana kısımdaki musikinin bu bölümdeki farklı işlenişidir: “Ey kış günlerinin gök­yüzü, yasemin yaprağı, güvercin kana­dı, ıslaklık bulutu senin elinde yığın yı­ğın / küme kümedir. Ey gökyüzü, tabi­atın ruhu / canı uyuyakalmış haldedir, bu kara toprağın üstüne tertemiz çiçek­ler dök.” Anlamındaki kıta ile başlayan bir benzetme devreye girer. Bu, eldir. Kar tanelerinin sanki bir el tarafından serpildiği izlenimine götürür bizi. Bu el öyle bir eldir ki, çiçekleri, kuşları ve bü­tün bulutları kendinde barındırır. “Berk-i semen”le temsil edilen bütün çiçekler; “Cenâh-ı kebûterle temsil edilen bütün kuşlar ve onların şakımaları; “Sehâb-ı tefle temsil edilen ise hayata canlılık ve­ren ve merkezi ıslaklık olan çiğ, kırağı, yağmur, nem, tazelik vb. unsurlardır.

Şair, bütün bunların kar yağışıyla bahar­da çiçekler ve kuşlarla geri döneceğine inanır. Bahardan sonra kışın geleceğini birinci ana kısımda ifade eden şair, böy­lelikle kıştan sonra da baharın geleceği­ni belirtmiş olur. Çünkü hazan mevsi­minden sonra tabiat kış uykusuna yat­mış bir haldedir. Baharın canlılık belirti­leri yerini kışın donukluğuna bırakmış ve bu hâl üzere gökyüzü yapması gerekeni yapmalı ve baharı karşılamak için kapka­ra toprağın üstüne o temiz ve bembe­yaz kar tanelerini çiçekler gibi dökmelidir. Şair bilmektedir ki, dökülen her bir kar tanesi baharda bir çiçek olarak karşı­mıza çıkacaktır. Öyleyse hitap edilecek olan, istekte bulunulacak olan gökyüzü­dür. Bütün bereket oradadır. Her ne ka­dar kar sahibi gökyüzü gibi görünse de tekrarlanan “Dest” kelimeleriyle birlikte akla “Allah’ın kudret eli” gelmekte ve anlam yerleşmektedir.

Dördüncü bölümün devam eden ikinci kıtasında şair: “Her ağaçlıkta / korulukta şimdi ne bir yaprak var ne bir çiçek. Her yer bir ümitsizlik, siyahlık ve gölgelik yığınıdır. Ey kış semâsının eli, durma, her ağaçlığın üstüne beyaz bir örtü çek.” Diyerek hitabına devam eder. Bu hitabın içinde ise yine bir tasvir vardır. Bütün ağaçların sonbahardan çıkmış bir durumda yapraksız, kuru dallarla ve çi­çeksiz olarak çıplak bir insan gibi oldu­ğunu düşünür. Bu nedenle birinci bö­lümde olduğu gibi gökyüzünden böyle yavaş yavaş yağmamasını, aralıksız yağ­masını ve bu çıplaklığı örtmesini ister. Çünkü bu hâl bir ümitsizlik hâlidir. Sade­ce siyah tonların egemen olduğu bir yerde ümitsizliğin ve gölgelik yerlerin var olduğuna değinir. Burada aynı za­manda kar yağmazsa bahar çiçeklerinin açılamayacağına ve şiirin sonunda var olan sabırdan ürpertiye bağlı bir korku vardır.

Kendi aralarında kâfiyelenmiş altı beyit­ten oluşan ve anlam açısından üç kıta gibi de gözükebilen üçüncü kısımda şa­irin bahar korkusu kar yağışıyla bölünür ve hitap bölümünden sonra yine kış manzarasını ve karların yağışını tasvire koyulur: “Gökten arzularımız gibi dökü­lüyor kar, her sevdaya hayalim gibi ko­şuyor kar, sessiz bir rüzgârın saf kana­dında uyuyor gibi bir vakit durup tekrar uçmaya devam ediyor karlar.” Burada şiirin genelindeki kar yağışı tasvirlerinin en büyüğünü görmekteyiz. Çünkü, “Uç­mak” kelimesiyle kuşlar; “Emel”, “Sûd”, “hayâl” ve “Uyumak” kelimeleriyle insan; “Sessiz rüzgârın saf kanadı”yla da tabiat benzetmeleriyle kar yağışı tasvir edil­mektedir. Bu bölümde “Tarzında durur bir aralık” ifadesi şiirin genelinde olma­yan bir yapıda önceki mısraın devamı ni­teliğinde okunması gereken bir mısradır ki “Uyuklar” ifadesini bir bakıma yalanla­yan bir bakıma ise doğrulayan söyleme sahiptir. Hatta anlamı derinleştirdiğimiz­de burada uyuklamaktan başka bir eyle­min de var olduğunu görürüz. “Durmak” eylemi ile şair, kar tanelerinin tıpkı bir insan gibi yolculukta ara verip dinlendi­ğini ve sonra yoluna devam ettiğini ve aynı zamanda bütün hareketliliğin za­manla birlikte durduğunu ifade etmek­tedir. Kar yağışının tasviri “Soldan sağa, sağdan sola titreyerek ve kaçarak, ba­zen tüyler gibi uçuyor, bazen dökülü­yorlar.” İfadesiyle devam eder. Yine “Tit­reme”, “Kaçma” ve “Tüy” kelimeleri ile in­san ve kuş unsurları devreye girer ki şiirdeki ses unsurlarının en temel öğeleri bunlardır. Bu mısralarla birlikte kar yağışının tasviri sonlanmış olur. Nitekim, şiiri bitirmeye doğru hazırlanış ve tipi başlar. Tam bu noktada şairin “Karlar, bütün sessizlik İlâhilerinin sesleri ve bütün melekler âleminin bahçelerinin çiçekleridir.” gibi karları tanımlayan ifadesiyle karşılaşıyoruz. Şüphesiz bu tanım, içerdiği kelimeler açısından farklı bir tanımdır ve sembolist bir şairin benzetmeleriyle kurulmuştur. “Melek” unsurunun burada yer alışı “Her bir kar ve yağmur tanesini gökten bir meleğin indirdiğine olan inanıştır. Melekler, bahçelerinin çiçeklerini baharda açmaları için toprağa indirmektedirler. Şair, ikinci bölümde de kar ve kelebek motiflerini melek kanadına benzetmiş ve bu inanışı desteklemiştir. “Sessizlik ilahilerinin sesleri / ezgileri” anlamındaki “Elhânı mezâmir-i sükûtun” ifadesi ile şair şiirin başlığını destekler, anlamı ortaya koyar ve şiirdeki tüm sesleri bir çatı altında toplar. Bahardan yansıyan tüm seslerle kışın sessizlik sesi başlığı kesinleştirir burada: Elhân-ı Şitâ.

Bu hazırlanıştan sonra nihai olarak “Ey gökyüzünün eli, cömertlik eli, kışın eli, bahar çiçekleri yerine beyaz kar; kuş seslerinin yerine kara toprağın üstüne ümit suskunluğu dök.” Diyerek yine kısa bir hitapla şiiri ve üçüncü kısmı bitirir şair. Bu, Allah’a karşı yapılan bir duadır. Bu duanın içinde ümit vardır. Çünkü kar yağmazsa / kış olmazsa bahar, bahar olmayacaktır. Bu duada, “Dök” emrinin üç kere ve mısra içinde farklı farklı düzende söylenişi tekrarlarla yapılan bir ahenk ve aynı zamanda duanın kabulü için olması yanında okuyucunun da bu beyitlerle kar yağışına dua etmesi ve sabretmesi içindir. “Samt-ı ümîd” yani “Sabır” ile biter şiir. Bu, bir an önce kar yağışının başlamasına ve bitmesine, dökülen her kar tanesi ile bahar çiçeklerinin ve kuş cıvıltılarının gelecek olduğunun Allah’tan beklendiğine ve okur için de tüm bunların müjdelendiğine işarettir. Dolayısı ile şiirin bitimiyle kış
bahara; şiire hakim olan hüzün ve melankoli de yerini mutluluğa bırakmaktadır diyebiliriz.

Sembolist bir şair olan Cenab Şehâbettin, Elhân-ı Şitâ şiiri boyunca sıfatlar, benzetmeler ve mecazlarla karları ve kış unsurlarını şekilden şekle sokarak ortaya koymaya çalıştığı manzarayı resmedip gözümüzde canlandırmış ve imgelerin içinde hassas bireysel izlenimini gizlemiştir. Bu izlenim, bize baharın huzuru, canlılığı ve hareketliliğinin tezadında kış mevsiminin hüznünü ve monotonluğunu belirtmekle kalmıyor, bütün Servet-i Fünun edebiyatında hakim bir duygu olan melankolinin ve hüznün kış ile ortaya çıkışını temsil etmektedir. Mısraları tesadüfle kurulmayıp muhteva ile birleştirilen ve kelimeleri özenle seçilen Elhân-ı Şitâ şiiri 1897 yılından bugüne okunmaya devam ediyorsa, bundaki
başarıyı muhtevada değil elbette şairin şiir işçiliğinde aramamız gerekiyor.

Mevsimlerin hazzını hissederek yaşamak insanlara özgüdür. Kış perdesi altında saklı duran baharı ilk karşılayacak olan da insandır. Kar yağdıkça içimizdeki bahar arzusu büyüyecek ve yerini buluncaya dek bu “Kış musikisi” devam edecektir. Belki de yoğun çiçek yağışıdır her “Kar-a-kış” bahçemizde ağlayan. Öyleyse: Baharı karşılamak için zamanıdır kar çiçeklerine bahar taneleri gibi yağmanın.



Bu yazıyı paylaşın