kalemin ucu hep askere doğruluyor
şehrin orta yeri cephe
pazarlar; hazır ve nazır çığlıklar
yalın kılıç cepheye gitmeye benzemiyor
içilen suyun düşman kesilişi
yüksek kafeslere doğru mahalleden
taş ile insanı ayırt etse de yoruyor
evla bir vakittir yeşertmek toprağı
onu çiğnemeye koyulur teker
utaşmaz bakışlar kubbeden öteye
şerhler ancak imar planlarına dek
ölü atlar tepinir mesken duvarlarında
bize yeni haberler getirsin diye ulaklar
gördüm ki kesen çıkmadı ayağını köprülerin
tepeden endişeler kaynar göz yaşlarıyla
ben bugün de suya inmedim
bir yaprak düştü, dal kırılırcasına
nasıl duyuyor ise dağlar yorgunluğunu dedemin
gözünü dikişinden yamaçlara
ben yine gökte kuştan başkasını bilmedim
silahsızdı gök, onlara yakışmazdı uyku
güneş sızacak delik kovalasın yurduma
bir bombaya bakar sabahlamaların yorgunluğu
toprak hasta, çocuk küskün ve kuşlar seferden
yıkıla yıkıla geliyor