Kendimize dâir farkındalık oluşturmanın diğer adıdır oruç. Sezai Karakoç’un deyimiyle oruç da acıkır ve her ramazan bizlere konuk olur. Bir yenilenme sürecine girmeye, mayalanmaya, iç dünyamızda keşifler yapmaya ve gönül kuşağına mahyalar çekmeye namzettir.
On bir ay boyunca farklı mesâi ve meşgalelerle yaşamını sürdüren müminler, ramazana erişince oruç istasyonunda mola verirler.
Huzura kavuşmaktır, hasret gidermektir oruç.
Birçok güzel haslet, meziyet ve dini vecibenin iç ve dış dünyayı aydınlatmasıdır.
Yardımlaşma, dayanışma, halden anlama, paylaşma, nefsi terbiye ve tezkiyedir.
Kötü halleri terk etme, tövbe ve yeniden doğuştur.
Yâr olmak, ağyar olmamaktır.
Oruç kalkandır.
Ve oruç hilalden mazbatasını alır.
Rahmetten pay, gurbetten haz aldırır.
Ağırlanacağı gönüllere misafir olur.
Hem ruh, hem bedenen yıpranan insanın imdadına yetişir, arızaları tamir eder, kirlerden arındırır. Gölgesi mü’minlerin üzerine düşer ve bin aydan hayırlı olan kadir gecesini de içinde barındırır.
Mevlânâ, oruçla gönül gözünün açıldığını, orucun insanı mi’râca taşıyan burak olduğunu beyan eder. Göz oldur ki hakkı göre diyen Yunus, gönül gözü açık olan oruçludan bahseder.
Gündüzleri oruç ve geceleri teravihle donanmış olan Ramazan ayı nefisle mücadelenin, nefs-i arzulara karşı durarak olgunlaşmanın imkânlarını sunar mü’minlere.
Akraba ve komşu ilişkilerinin zayıfladığı, kalabalık yalnızlığın pik yaptığı günümüzde sosyalleşmeye öncülük eder. Sıla-i rahim uygulama zemini bulur.
Kur’an ayıdır ramazan. Müminler, her daim olduğu gibi ramazan ayında da okumaya ve anlamaya çalışırlar. Sair zamanlarda istikamet sahibi olma için döşenen işaret taşları ve yön levhalarından varsa kırılıp-dökülenler tamir ederler.
Bir muhasebe ve murakabedir.
Birey olarak oto kontrolün yanı sıra, gönüller hüzünlü coğrafyalara, imkânlar zulüm gören, ezilen, yer ve yurtları zalimler tarafından yok edilen, evlad-u iyali şehit edilen bölge ve insanlara uzanır. Kardeş yüreği acımakla yetinmez, çare olmak ister. Yıkıntıların altında oruç tutan ve bombalar altında iftar açan mazlumları unutmazlar.
Unutmamalı. Orucun yenilediği ruh ve bedenle dünyada olup biten hadiseleri bir etüd etmeli, çaresiz kalınan durumlar için çözümler üretilmelidir. Mazlumların, müstekbirler tarafından farklı manevra ve yöntemlerle sömürülmeleri, katledilme ve sürülmeleri, eli-kolu bağlı Müslüman toplulukların çaresizlik nedenleri araştırılmalı, bu yönde atılan adımlara destek olunmalı ve gündemde tutulmalıdır.
Bugün Gazze ve Doğu Türkistan, yarın bir başka topluluk ve Müslüman ülke.
Zulüm ve zalim kınında durmuyor.
Mükafâtın kat kat verildiği ayda, hasenat ve bereket kuşatır haneleri, oruçla bezenen gönülleri.
Her daim ve özellikle ramazanda, israfla yolu kesişmeyen bereket, ikram ve ihsandır.
“Oruçlu için iki sevinç vardır. Birisi orucunu açtığı zamanki sevincidir. Diğeri de Rabbi’ne kavuştuğu zamanki sevincidir.”
Müjdeler olsun…