Poetik İletişim: Şair ve Okur

Şiirde biri gerçek diğeri muhayyel olmak üzere iki seviyede bir iletişim olayı olduğu kabul edilir. Gerçek seviye metnin dışınday­ken, muhayyel seviye metindedir; ilki ger­çek hayatta, ikincisiyse kâğıt üstünde veya zihindedir. Gerçek seviyede şairle okur ara­sında gerçekleşen, muhayyel seviyedeyse söyleyiciyle muhatap arasında hayal edilen bir iletişim vardır. Şair ve okur, gerçek şah­siyetlerdir; söyleyiciyle muhatap ise mu­hayyel olan poetik unsurlardır. Şair ve okur gerçek dünyada bir araya gelebilir; söyleyici ve muhatapsa metindedir ve ancak yazanın ve okuyanın muhayyilesinde bir arada dü­şünülebilir.

İletişim şemasının gerçek seviyeyle ilgili kıs­mında iki şahsiyet vardır: şair ve okur. Şai­rin okura hitap etmesi için onunla bir araya gelmesi ve şiirini ona yönelmek suretiyle bizzat seslendirmesi gerekmez. Her ne ka­dar bu mümkün olsa da şiir metni, hem ikisi arasındaki iletişimi gerçekleştiren bir araç hem bu iletişimin gerçekleştiği bir zemindir. Öyle ki şair ve okur bir araya gelse dahi bu şiir metni, yüz yüze gerçekleşen buluşmala­rına etki eder. Şairin zihnindeki okur tasav- vuruyla okurun zihnindeki şair tasavvuru, büyük ölçüde şiir metni tarafından belirle­nir. Bir bakıma zımni yazarla zımni okur ile­tişime dâhil olur.

Poetik sesin kaybedilmesinden bahsettiği­miz bir önceki yazımızda şiirin anlam va­adini hitap etmek fiilinin gündelik dildeki kullanımıyla örneklemiştik. Hitap etmeyi özellikle şiirde söylenenin okuru ilgilendir­mesi anlamında kullandığımızı aklımızda tutmamız gerekir. Şair, oluşturduğu ve ilet­tiği şiir metni okuru ilgilendirdiği ölçüde ona hitap edebilir. İletişimin bir tarafında daima okurun yer aldığını dikkate aldığı­mızda şair her hâlükârda, doğrudan ses­lenme kalıplarını kullanmadan okura hitap etmektedir; şiirin yazılmış olması, hele ki yayımlanmış olması bu hitabın şeklen ger­çekleşmesi için yeterlidir. Bu bakımdan şai­rin okurla ilgilenmediğini, okurun tepkisini önemsemediğini, onun değerlendirmelerini dikkate almadığını söylemesi beyhudedir. Yayımlanmış olan her şiirin okura yönelmiş bir hitap olduğu aşikâr olmakla birlikte şii­rin muhatap olmadan söylenmesi veya ya­zılması da esasen mümkün değildir. Açık­lamak gerekirse, gerçek bir şahsiyet olarak okur bir tarafa, zımni okur olmadan şairin şiir söylemesi veya yazması imkânı yok­tur. Şairin zihninde mutlak surette bir okur tasavvuru vardır. Şairin tasavvur ettiği oku­run kimliği veya niteliği ne olursa olsun bu durum değişmez. Nitekim şairin tasavvur ettiği okur, bizatihi kendisi dahi olabilir.

Elbette bir şairin ortaya koyduğu eserle her okura, şiirini okuyan herkese hitap etmesi beklenmez. Onun hitap edeceği okur, ideal muhatabı olarak da görülebilecek olan zım­ni okurdur. Şairin zımni okur üzerinde dü­şünmesi ve böylece ideal muhatabını belir­lemesi, poetik iletişimin gerçekleşmesi için kritik öneme sahiptir. İdeal okurdan kas­tımız, çeşitli nitelikleriyle idealize edilmiş olan bir okur değil, ilgili şiire uygun olan bir okurdur: Eser, nasıl bir okurca okunduğu takdirde adresine ulaşmış olacaktır? Bu so­runun cevabı kimi şair için hâlihazırda var olmayan ama gelecekte olması muhtemel bir okur da olabilir.

İletişimin gerçekleşmesi veya en azından bir şiirin poetik sesin yokluğuyla malul olma­ması için şairin idealindeki okurla gerçek okurun, zımni okurla gerçek bir şahsiyet olarak okurun örtüşmesi gerekmeyebilir. İdeal okuru olmadığımızı hissettiğimiz du­rumlarda bile bir şiirin okurunu aradığını, okuruna ulaştırılmak üzere bir adrese doğ­ru yöneldiğini görebiliriz. Bunu görmemiz, his ve fikir dünyamızı harekete geçirmese bile söz konusu şiirin bize nispeten hitap et­mesi, bizi ilgilendirmesi için yeterlidir. Belirtmek gerekir ki şiirde iletişimin ger­çekleşmesi hadisesi, yalnızca ve bütünüyle şairin sorumluluğunda değildir. İletişimin tam anlamıyla gerçekleşmesi için okurun şiir metnine hazır bulunması, diğer bir de­yişle gerekli ve yeterli bir donanımla şiire yönelmesi beklenir. Burada bahsettiğimiz donanım, okunacak şiirin şairinin biyografisinden ve poetikasından başlayarak şiirin içinde yer aldığı geleneğin bütününe kadar uzanan yelpazede geniş bir alandaki bilgiy­le ve okuma tecrübesiyle ilgili olabilir.

Okurun birikim ve donanımla ilgili ödevi­ne rağmen asıl sorumluluk şairdedir. Şairin sorumluluğu hem diğer edebî türlerde eser veren yazarlardan hem edebiyat dışı metin­lerin yazarlarından farklı ve büyüktür. İster lirik, epik veya didaktik türlerde ister bu sı­nıflamanın dışında konumlandırılabilecek başka geleneksel veya çağdaş örneklerde olsun şiir olarak sunulan bir metnin öncelik­le okura şiir sanatına has bir estetik tecrübe yaşatması ve onda bu sanata yaraşır bir has­sasiyet uyandırması beklenir. Bu beklenti­nin gerçekleşmesi, bir yönüyle, şairin zımni okur üzerinde düşünmesine bağlıdır.

Bu yazıyı paylaşın