Kendime bir durak ötedeyim
Kalbime körebe
Göğsüm uğrak yeri turnaların
Ne lâhutî sesim ne meknuz
Sartre’nin bulantı dediği yerdeyim


Bir baktın ıpıslak kaldım saç uçlarıma
kadar
Üstelik yabancısıydım buraların
Ve bakışın mutlak butlandı
Hükmü geriye bırakılmayan


Kurumuş bir toprak susuzluğu var içimde
Topuğuna muhtaç kaç çöl yanığı eder
dünya
Sınama beni derimin rengiyle
Kelimetî hurra sözüm özgür
Ben seni şiir gibi taşıyorum yüzük taşımda
Çığlığımı duyuyorsan bil ki susuyorumdur


Ah ebr-i nisan telaşımı hayra yor
Bu acıdan taşınalı çok oldu dediğin
Kaç hayal kırıklığı kaldı göğsümde
Budandıkça gövdemde filizlenen ur
Kuşkonmaz ellerinin akında kalan kahır
Huysuz rüzgâr gibi yol yorgunudur

Bir omuz başı yalnızlığı dokunur tüle
Hükmü biter suskunluğun
Bir tahiyyat kadar hayat işte
Dünya kalbini sobeleyen kör ayna
Bütün harflerini biliyorum huysuzluğunun


Geçemedim kabuğu soyulmuş bir yaradan
Yalnız bir âmin aradım mihrabında
Meryem’in
Elbet tanıyan çıkacak beni kırık duamdan
Bir derviş tozunu savuracak imzasız telhisimin


Gayriresmi kayıtlara göre
Ucu açık sorudur her ölüm
Bir mezar taşım var yastık altında
Onu da alıp geldim kapına
Bir su kıyısı isterim yüzgörümlüğüm

Bu yazıyı paylaşın