Hüseyin Çolak

Yer Bildirimleri

Kendime bir durak ötedeyimKalbime körebeGöğsüm uğrak yeri turnalarınNe lâhutî sesim ne meknuzSartre’nin bulantı dediği yerdeyim Bir baktın ıpıslak kaldım saç uçlarımakadarÜstelik yabancısıydım buralarınVe bakışın mutlak butlandıHükmü geriye bırakılmayan Kurumuş bir toprak susuzluğu var içimdeTopuğuna muhtaç kaç çöl yanığı ederdünyaSınama beni…

Lina

Ne güzel ıslanırdık seninleŞemsiyeler icat edilmeden önceRivayet bu yaKırılınca çok güzel kırılırdınBir tufan kopardı kirpiklerinin kıvrımındanKaybedilmiş bir toprak kadar sessizElbisesiz bir yalnızlık olurdu geçtiğin mevsim Sana hep bir eksiktim kendime bir fazlaGözlerini kaçırdın parmak ucuna, ay kanadıNe zaman baksam kirpiklerinin…

Havâic-i Asliye   

İncinmiş bir mevsimden geliyorsunAvucunda akşam sularının giziSülüs bir hatla yazılmış besmele gibi yüzünEllerimin yerini unutuyorum sana bakarkenBir söze başlar gibi gidiyorsunNasıl örülürse mutluluk yırtık yerinden Yalnızlıklar ülkesidir içimiz el ayak çekilirkenSayımız hiç de az değilBak işte düşen yaprak kırılan dal…

Bazen Birini Seversin

Kelime ayıklamayı bıraktım yaralı lügatlerdenSevmek de iyilikten sayılırHangimizin göz izi kalmamıştır ki dünyadaEn çok da masalsız kalan çocuklara ağlamalıTanıdık kokular yayılır çünkü bir gül kırılırkenYağmuru ölüler ve diriler arasında pay eder Tanrı Yazmanın oyasında mahsur kaldımYabani bir susayışınTadımlık devrimlerin arasındaDenetimli…

Köprü

Beklemekle işlenmiş bir telkâridir yorgunluğumZihnime iyi geliyor mezar taşlarını okumakAdres sormayın yerlisi değilim hiçbir yerinKimlik ritim bozukluğu tanısıdır lügatte sükûtDizlerimi en iyi tanıyan yolun başındayım henüzÖrümcek ağları topluyorum kendime ev yapmak içinVe inne evhene’l- buyûti le beytu’l- ankebût Karanlıkta bir…

Mazeret Putları

Ey yol! Kendini bine bölGitmek bana göre değilBir esatirden söz eder gibiYürüdükçe anıların rengini alıyorumZaman aşımıdır dönmekHerkes kendi yarasının uzmanı Yoruldum boyaları dökülen bir levhanınAltında beklemektenAğırmış faturası göğsüne gül bastırmanınGidemediğin bir taziye gibidir dünyaİsim benzerlikleri korkutuyor beniKimlik numarası verilsin mezar…

Dilsiz Yük

İnsan lifleri dökülüyor soyağacındanSoydukça dünyanın kabuğunuElbet bağrında açan gül de kururRaylar gibi uzar yalnızlığı insanınÖlümü beklemez ki diyaliz makinesiOysa ölüm astarıdır yaşamanınBundandır yüzünün pahalıya gelmesi Gündüz Avşar gece Urum bir bozlakAşka dayanıksız bu çelimsiz yazYağmur yok ama kanatların hep ıslakBiraz…

Suların Dili

Koptu pas tutmuş halatıRıhtımda bekleyen gemilerinAğzında bakır çalığı bir acıLeylak salkımı yaralarınDemini alan denizAl bir utancın alnına değdi Yıldızlardan habersizYeni yetme müneccimAtların toynaklarını yontanMahir ustalar da gittiİçimdeki izdihamPerde perde yükselenKuşların gülüşleri Ne yapsa derimin mücellidiKapanmıyor bu ince utançların yarasıBir kuytuluk…

Derviş Günlüğü

Ürküttüm kar kiraz kuşlarınıUçup gittiler yalnızlığımdanSığınıp gökyüzü yalnızlığınaTek bir kanat bile çırpmadan Kırılan bir dalın sesi kadarHükmü yok çığlığımınSusmak hasar tespitine yarıyorEn çok da böyle zamanlar Korkup toprağın öksürmesindenBir vaveyla kopuyor ardımdanAk düşüyor zamanın saçlarınaTaşa, ahşaba ve aşka doymadan Dünya…

Sıratını Geçtim Yokluğunun

Hep ikindi oluyor gün yolunu hecelerken Yatsıya nasıl hazırlanırsa bütün minareler Deniz öyle dalgın uzanıyor aramıza Dalları kırılmış bir ağaç kadar durgun Ateşe atılmayı bekleyen kelebekler Yatıya kalan konuklar gibi yorgun Sen uyurken geçiyorum kapından Karanlık bastırınca gece bekçileri gibi…

Düşteki İşaretler

Akşam oluyor bir gemi ayrılınca limandan Ansız sönüyor kentin ışıkları Ben sonbahar oluyorum usulca Gitme, tenha bir kuytu ararken kuşlar Yüzü yağmurda unutulan çocuk Gözlerin rıhtımı oluyor günbatımının Utancın elleri dolanırken Deniz tuzuna karışan saçlarında Her Yemen türküsünde Islanan kentin…

Sedef Sancısı

Sözleri var ipekten bir yağmur Süzülünce parmak uçlarından En ağır konuğu ağaran dağların Kuşlar ki karanlığına sığınır Göğerir bağrında rüyaların Cebinde isyan taşıyan Depremleri sarınıyor toprağın Kuşların yarasını saran Gözlerinden geçilmiyor İçimin sokaklarında Suyun dirilişiyle okunan Kitapların ayracı kirpiklerin Yalnızlığa…

Rüya

Susunca safran acıları çoğalıyor Hüzün yüzlü denizin çocuklarının Saklı bir bahçede örüyorlar umutlarını Vaktin yamalarını sarınıyor kalbim Yorgun gecekonduların bacalarında Aynalar susan bir dervişe dönüşüyor Dokununca şehrin yosun tutan yamaçlarına Gecenin dinmeyen sırlarına tutunan Kimliğine ekli derin iniltiler arasında Rüzgara…

Kader

Aşksızlık ağrısı Çağın kalbine dokunan En büyük aldanıştır yaşamak İçimizde yokluktan bir kaledir Şadırvan sesi ve servilerin çağrısı Dünya dalında çağla Uçurumun kenarında salıncak Umursamaz ölümünü kitaplar Terk edilen tozlu raflarında Kanadı kırık kumrudur kelimeler Kuşlar da küsermiş pervazlarına Mahyalarda…