Poetik İletişim: Söyleyici ve Muhatap

“Poetik İletişim: Şair ve Okur” başlıklı ya­zımızda şiirde biri gerçek seviyede şairle okur, diğeri muhayyel seviyede söyleyiciyle muhatap arasında gerçekleşen bir iletişim olduğu kabulünden bahsetmiş ve bu bahis çerçevesinde gerçek birer şahsiyet olan şai­re ve okura değinmiştik. Bu yazıda iletişim şemasının muhayyel seviyedeki iki unsuru olan söyleyici ve muhatap üzerinde durmak istiyoruz.

Söyleyici, şiirde konuşan sesin sahibi oldu­ğu farz edilen unsurdur. Bu unsur bir insan olabileceği gibi insandan farklı bir varlık da olabilir. Bazen şairle bir şiirindeki söyleyici arasında bağ kurmakta zorlanabiliriz. Söyle- yici, bir erkek şairin şiirinde bir kadın olarak veya yaşlı bir şairin şiirinde bir çocuk olarak karşımıza çıkabilir. Şair, şiirinde bir ağacı veya nehri söyleyici olarak kullanabilir. İster insan ister başka bir varlık olsun, söyleyici, şairin bizatihi bir şahıs olarak kendisi değil­dir velev ki şairin adını taşısın. Şairin ismi anılarak “Ben falan…” dense bile gerçek bir şahıs olan şairle poetik bir unsur olan söyle- yici arasında bir ayrım yapılır.

Muhatap, şiirde söyleyicinin sesini yöneltti­ği unsurdur ve o da söyleyiciye benzer şe­kilde, insan olabileceği gibi insandan farklı bir varlık da olabilir. Söyleyici, kendine de hitap edebilir ve bu durumda söyleyiciyle muhatap birleştirilmiş olur. Nitekim divan şiirinde söyleyicinin sıklıkla kendine veya gönlüne hitap ettiğini görmek mümkündür.

Söyleyici, isim vermek suretiyle gerçek ha­yattaki bir şahsiyete hitap ettiğinde ilgili şahsiyetin şiirdeki muhayyel durumuyla hakikatteki durumu arasında bir ayrım ya­pılır: Şiirde bir muhatap olarak poetik bir unsurdur; şiir dışında bir okur olarak ger­çek bir şahsiyettir. Muhayyel bir unsur olan muhatapla gerçek bir düşünüldüğünde, örtüşmek durumunda değildir. Gerçek şahsiyet, şiirin anlatım imkânlarıyla olduğundan farklı bir imaja bürünebilir. Buna rağmen bu imaj, ya­nıltıcı olmak bir tarafa, poetik bilgi sayesin­de söz konusu şahsiyeti farklı bir perspektif­ten tanıtır.

Şairin biyografisi hakkında edindiğimiz bil­giler, onunla ilgili belirsizlikleri azaltır. Ne var ki söyleyici ve muhataba gelince işin rengi değişir. Okuduğumuz birçok şiirde söyleyici veya muhatap belirsizdir; belirsiz olmadıkları durumlarda bile haklarında pek az bilgi bulunur. Nitekim bir şiirin fiktif tür­deki bir eser kadar bilgi vermesi beklenmez. Örneğin çeşitli karakterizasyon teknikleri kullanılarak başta esas karakter olmak üze­re karakterler hakkında birçok detaya yer verilen bir romana nispetle bir şiirde söyle­yici veya muhatap hakkında sunulacak bilgi sınırlıdır. Bu noktada şiirin özlü anlatımı ve okurun muhayyilesi devreye girer. Söyle- yicinin veya muhatabın kimliğini tayin et­mek, onları belirginleştirmek veya tasavvur etmek okura bırakılır. Başka türlere kıyasla şiire has bir imkân olan bu belirsizlik saye­sinde okurun muhayyilesi kamçılanır ve bir anlam zenginliği oluşturulur.

Şairle söyleyici arasında yapılan ayrım, özellikle klasik şiir şerhlerinde kullanılma­sı mutad olan “Şair burada ne demek isti­yor?” veya “Şairin burada kastettiği şudur.” gibi ibareleri boşluğa düşürür. Artık deme fiilini gerçekleştiren ve kasteden şair değil, söyleyicidir; şiirin tahlilini yapan kimse, şairin niyetini keşfetmeye odaklanmayacak ve bunun yerine belki de ilk iş olarak söyleyiciyi, ardından muhatabını belirlemeye yönelecektir.

Gerçek şahsiyetlerle şiir metnindeki mu­hayyel unsurlar arasında ayrım yapmak anlaşılabilir olsa da bu ayrımların edebiyat disiplini alanındaki çalışmalar için teknik bir gereklilik olduğunu ve bir dereceye ka­dar teorik düzeyde kaldığını hatırda tutmak gerekir. Üstelik şiiri bir tür olarak anlama­nın veya herhangi bir şiiri tahlil etmenin bir parçası olarak yapılan teorik ayrımlar, yeri geldiğinde biyografik bilgiyle desteklenme­ye muhtaç olabilir. Bu bakımdan yukarıda bahsettiğimiz ayrımlar daima sorgulanabi­lir. Kimlikleri ve nitelikleri özdeş veya bir­birinin aynısı olmasa dahi şairle söyleyici arasında kesin bir sınır çizmek mümkün olmayabilir. Esasında aynı durum muhatap için de geçerlidir. Bir şairin gerçek bir şahsi­yete hitaben yazdığı bir aşk şiirini, bir med- hiyeyi veya bir hicviyeyi düşünelim. Bunun yanına gelenekte önemli bir yeri olan müna- catları ve naatları ekleyelim.

Söyleyicinin gerçek bir şahsiyet olan şairle ilişkisi, onunla aynı ve bir olmasından kay­naklanmaz. Çoğu zaman söyleyici, şairin özdeşleştiği, inşa etmek istediği veya empa- ti kurduğu bir figür olabilir. Şair hakkındaki biyografik bilgi, bu aşamada söyleyicinin daha iyi belirlenmesini ve tanınmasını sağ­lar. Şairin şiirinde kullandığı muhatap da hem şairle hem okur kitlesiyle ilişkisi göz önünde bulundurularak daha iyi tanınır ve anlaşılır.