Şiirin hak ettiği konumda olmadığını ve yeterince ilgi görmediğini düşünüyor olabiliriz. Bundan farklı olarak şiirin her hâlükârda geniş kitlenin harcı olmadığı ve dar bir zümreye mahsus olduğu fikrini taşıyor ve günümüz şiirinin bize estetik bir tecrübe yaşatmadığından şikâyet ediyor olabiliriz. Her iki durumda, düşüncemiz veya şikâyetimiz ister nicelikle ister nitelikle ilgili olsun, sebeplerini anlamak bakımından poetik ses meselesine eğilmemiz yerinde olur. Poetik formu konu aldığımız bir önceki yazımızda günümüz şiirinin en önemli meselesinin ses olabileceğine dair kanaatimizi dile getirmiştik; bu vesileyle poetik sesi ele alabiliriz. Böylece başka bir yazıda söz konusu kanaatimizi açıklamak üzere bir temel oluşturmuş oluruz.
Ses deyince tabii olarak fonetik bir husustan ve şiirin, tabiri caizse, elle tutulan bir niteliğinden bahsederiz. Ne var ki poetik ses yalnızca fonetik bir husus değildir. Şüphesiz ki kelimenin ilk ve gerçek anlamıyla ses, şiirin “ne”liğini ve niteliğini belirlerken göz önünde bulundurulmalıdır. Fonetik karakteristiğini ve müzikal kalitesini dikkate almadan ne genel anlamda şiiri bir tür veya sanat olarak tanımlamak ne bir şiiri tek bir eser olarak tam anlamıyla tahlil etmek veya değerlendirmek mümkündür. Şiirin başlangıcında şifahi geleneğin olduğunu hatırladığımızda bizatihi şairin sesinin önemi kendiliğinden ortaya çıkar. Bununla birlikte ses, bir ravi aracılığıyla aktarıldığı veya yazıya geçtiği andan itibaren artık şiirde fonetik bir husus olmanın ötesine uzanmış ve bir çeşit hayali nitelik kazanmıştır. Hâlihazırda şiirini seslendiren bir şairi dinlerken sadece “kendi sesinden” dinlemenin ayrıcalığını tecrübe ederiz. Poetik ses ne şairin şahsen sesidir ne ondan ibarettir. Esasında ses, bir kavram veya mecazi bir unsur olarak tüm edebî türler için konu edilir. Bir fiktif türün yazarının, tek bir eserle veya metinle sınırlayamayacağımız bir sesi vardır. Bu çerçevede zımni yazar kavramını hatırlayabiliriz. Şiir, edebî eserlerdeki ses konusunda bir istisna oluşturmaz. Bunun da ötesinde şiir, sesin hem gerçek hem mecazi anlamıyla müstesna bir yere sahip olduğu bir türdür. Gerçek birer şahıs olan şairle okuru bir kenara bıraktığımızda her şiirde poetik düzeyde yer alan, dolayısıyla muhayyel olan bir söyleyiciyle bir muhatap vardır. Metinde poetik bir unsur olan söyle- yici, bir diğer poetik unsur olan muhataba hitap eder. Dolayısıyla şiirde her hâlükârda bir seslenme fiili vuku bulur. Metin ve hakikat ayrımını göz önünde bulundurarak poetik sesi hem şairin hem söyleyicinin hitabını kapsayan bir kavram ve şiir metninin dışına uzanan, şair ve okur arasındaki iletişimle de bağlantılı olan bir edebiyat terimi olarak anlamalıyız.
Sesle ilgili söylediklerimiz üslubu akla getirebilir. Tam da bu noktada poetik sesi üsluptan ayırmak gerekir. Hem poetik ses hem üslup edinilen hususlardır ve ilki ikincisini kapsar. Poetik sesin şairle özdeşleşmesi üsluba göre daha kolaydır. Buna karşılık poetik sesi oluşturmak, kendine has ve etkili bir sese sahip olmak bir üslup geliştirmekten daha zor olabilir. Ses, üslup dâhil olmak üzere şiirde birden fazla hususla bağlantılıdır ve bir üslup geliştirmeyi de kapsayan bir çaba gerektirir.
Şair farklı eserlerinde farklı üslup özellikleri kullanabileceği gibi oluşturduğu poetik ses de farklı aşamalardan geçebilir ve eserlerine birtakım farklılık ve değişikliklerle yansıyabilir. İkisindeki değişim ve farklılıklara rağmen poetik ses muhtemelen daha ayırıcı bir unsur olarak kalacaktır. Buna karşılık poetik sese kıyasla üslubun unsurlarını ortaya koyma, özellikle dil kullanımları üzerinden üslubun özelliklerini örneklendirme ve bu çerçevede şairleri karşılaştırmak ve sınıflandırmak için daha somut veriler bulma imkânı daha geniştir.
Poetik ses, tanımlamamız gerekirse, bir şaire aidiyetini belirtecek derecede şiirlerinin genelinde görülen ve fonetik ve semantik hususların kendine has birleşiminden oluşan bir karakteristiktir diyebiliriz. Bu ses, şiirdeki söyleyiciyi aşarak şaire bağlanır. Bu ses, şiirdeki söyleyiciyi aşarak şaire bağlanır ve onun dil kullanımından zihniyetine kadar geniş bir alanda şekil ve muhtevayla ilgili yaptığı seçimlerden oluşur. Bir şiirini okuduğumuzda veya duyduğumuzda şairini teşhis etmemizi sağlayan karakteristik, poetik sestir. Gündelik dile başvurarak poetik sesi kavramak istersek “tanıdık bir ses” ibaresinden faydalanabiliriz: Poetik ses bizde bir aşinalık oluşturur, şairi tanıdık hâle getirir. Öyle ki onun şiiri bize daha önce duyduğumuz bir sesi hatırlatır ve “Bu, falan şairin şiiri.” veya “Bu şiirde falan şairin sesini duyar gibiyim.” dedirtebilir. Elbette ses meselesi, özellikle çağdaş şiir bağlamında, şaire has bir damga olmanın ötesinde bir yere ve değere sahiptir