Poetik ses söz konusu olduğunda meselenin bir tarafı şairin kendi poetik sesini oluşturup oluşturmamasıyla veya bulup bulmamasıy- la ilgiliyse diğer tarafı da şiirin bir tür olarak sesini kaybetmesiyle ilgilidir. Şüphesiz ki şiirin her hâlükârda bir sesi vardır; şiirin sesini kaybetmesinden kastımız, okura yönelmemesi veya ona bir vaatte bulunmamasıdır. Bu noktada tercih edilen şiir dili belirleyicidir; kullanılan dil, şiirin okura yönelip yönelmeyeceğini ve ona bir vaatte bulunup bulunmayacağını belirler.
Sesin müzikal tarafıyla okura bir haz duyuran şiirin ona vereceği en önemli vaatlerden biri anlama dairdir: Şiir, bir şekilde ve o veya bu derecede anlaşılacağını vaat etmelidir. Şiirle karşılaşan okur, onu anlayabileceği umudunu besleyebilmelidir. Okurun şiiri her tarafıyla kavraması, şiiri şerh etmesi veya tahliline girişmesiyle onu anlama umudunu koruması birbirinden farklı hususlardır. Okurun şiiri anlama umudunun yollarını kapatan bir şiir dili, poetik sesi kısar, hatta kısmakla kalmayıp neredeyse yok eder. Şairlerin ekseriyetinin böyle bir dille eser vermesi durumunda, şiir bir tür olarak sesini okunmaması veya okunsa dahi onda tekrar okuma ihtiyacı uyandırmamasıdır.
Bu noktada meseleyi somutlaştırmak adına gündelik dile başvurabiliriz: “Bu şiir bana hitap etmiyor.” Kullanılan şiir dili okura hitap ettiği müddetçe okur da şiire kulak verir. Okura ne kadar hitap ettiği, çağının sanatı olma iddiasındaki her şiir için hayati önemdedir. Okur, kendisine hitap etmeyen bir şiire kulak vermekte doğal olarak tereddüt edecektir. Poetik ses konusunda yapacağımız bazı ayrımlar, hitapla ilgili söylediklerimizi açmamızı kolaylaştırabilir.
Poetik sesin fonetik ve semantik hususları olduğunu, diğer bir deyişle, kelimesi kelimesine karşılamasa dahi şiirin hem şekliyle hem muhtevasıyla bağlantılı olduğunu kabul edersek iki ana unsurdan oluştuğunu düşünebiliriz: iç ses ve dış ses. İç ses, şiirin semantik tarafına veya muhtevasına, dış ses ise fonetik tarafına veya şekline tekabül eder. Bir şiirin okura yönelik hitabı dış sesle başlar; müzikal bir haz verdiğinden dolayı dış ses, ayrı bir özen gerektirir ve bu hazzı duymayan okurun şiire devam etmesi veya ona tekrar dönmesi beklenmez.
Şair, şiirin esasında asli bir unsuru olan ses araçlarını ihmal ederken veya terk ederken çabasının asıl odağını dış sesten iç sese yöneltebilir. Dış sesin zayıflığının farkında olan şair, iç sesi güçlendirerek bu zayıflığı telafi etmeye çalışabilir. Dış sesin sağladığı müzikaliteden mahrum olan bir şiir yazan şair, bunun oluşturduğu boşluğu telafi etmek saikiyle bilinçli veya bilinçsiz olarak anlam bakımından dolambaçlı veya gösterişli bir söyleyişe yönelebilir, tabiri caizse fiyakalı ibarelerin peşine düşebilir. Şairin iç sesi ön plana çıkaran bu arayışı, şiirinin okur tarafından duyulmamasına sebep olur. Öyle ki zaman içinde şair, şiirinin mâkes bulmamasını okurun edebî birikiminin yetersiz kalışına ve şiir zevkinin gelişmemiş oluşuna yorabilir; bu iletişimsizliği kendi şiirinin mümtaz oluşuna bağlayabilir.
İç sese yönelmenin alametlerinden biri, şairin kapalı göndermelere daha fazla yönelmesidir. Kapalı göndermelerden kastımız şairin ancak kendisine dair ortaya konacak biyografik bilgilerle, hatta yalnızca kendisinin bizatihi yapacağı açıklamalarla aydınla- tılabilecek göndermelerdir. Bu göndermeler şairin iç dünyasıyla, bir tecrübesiyle veya edindiği bir bilgiyle ilgili olabilir. Bir şiirin anlam bakımından tamamen açıklığa kavuşturulması elbette gerekli değildir;
ne var ki bu durumda bile şiir okur üzerinde belli bir etkiye sahip olmaya, okurunu estetik bakımdan etkilemeye ve anlam bakımından vaatkâr olmaya devam etmelidir. Şiir, çeşitli poetik araçlar yoluyla hem açık hem örtük anlamları bir arada sunabilir; böylece kapalı kalan göndermeler anlamın iletilmesini aksatmaz. İç sesle ilgili bir durum olan bu çok anlamlılığın yanı sıra şiir fonetik bakımdan haz verebilir.
İç ses gereğinden fazla ön plana çıktığında şiir teknik bir uğraşıya indirgenmeye başlayabilir ve sadece belirli edebî çevrelerin kendi arasındaki bir karşılıklı göndermede bulunma, birbirine seslenme platformuna dönüşebilir. Müzikal hazdan zaten mahrum olan okur, bu söyleşi alanına dâhil olmak istemeyebilir.
Aralarındaki bağlantıya rağmen bir şiirin okur açısından kapalı olmasıyla okura hitap etmemesi aynı husus değildir. Bize hitap ettiğini düşündüğümüz kapalı bir şiiri açmaya çalışabiliriz: Bize hitap ettiğinden dolayı “ne anlatmak istediği” bizi ilgilendirir ve bunu öğrenmek yolunda harcayacağımız çaba da bir “anlam” kazanır. Bize hitap etmeyen bir şiirin “açık” veya “kapalı” olması ise ilgi alanımızın dışındadır ve dolayısıyla herhangi bir çabamızı da gerektirmez.