| ayân beyândır da kimse görmez sırat keskindir izahsızım firâk düştü düşeli, mahşer misâli bütün tonlamaların gerisinde kendini büyüten hemeze Titus Tüneli boyunca peşimden seyirtir tarihin içine sızsam, taşların arasından derinlere insem adımı silsem de şâhikalarda doğsam sâniyen tarih olmaktan sıyrılsam, aşk’ı nisyân tabakasında bulunsam tecbîn mi derler, tecdîl mi ederler ve vururlar mı derdimi can damarından yani sen’i, yani Şirâze’mi… karşımda Cebel-i Bereket, müstesnâ beyitlerde dolaşırım gün boyu Şirâze, yorgun değilim yoklanmalardan yorgun değilim araya araya kaybolup durakalmaktan yorgun değilim Şirâze, ceste ceste aralanmaktan aralıklarımdan ceste ceste akmaktan ceste ceste yanmaktan Boğaz’a bakan vîrâneyim, hangi kalabalığa dalsam ezilen yanımla sana dönerim ve biter kelimelerim istikrârım Şirâze geç geldin ve gecikmelerden düştü nasibimize buhrân geç geldin diye Şirâze, işkence karıştı gündelik işlerimizin arasına, eydan ve vurdular yazgısını dehrin alnının çatından ve vurdular kün ne varsa dan dan dan… ey su güzeli! gerd olmuş İstanbul’dan al da gel sevdiğimi beni bana sezdirmeden, aşk ile aşk’ı fâşetmeden; safsatasız gel su güzeli tütün kokusunu, bal rengi kavgamı ve azdan arta kalan ne ise al da gel ey su güzeli! tütsülendiğim Peştere’den, İset’in şûh güzelliğinden Beyaz Deniz üzerinden gel perestroyka’dan, intellijenti’den, pravda’dan gel dilersen dünyayı dört dön öyle gel her hâlini soyun da libâssız dilersen dilersen arşa uzan da iştiyâksız gel gel de nasıl / nereden gelirsen gel başımda bir militan parkasına gömülmüş soğuk mermiler sıkıyor başımda militan Şirâze, beynimin her yerinden beni vuruyor Şirâze! başımda bir militan beni azar azar yiyor, bitiriyor varsa zarafetimi Tanrı Dağları’nda ibrâz ettim varsa mehâbetimi Beregin nine’ye zîzefûn gölgesinde zerk ettim zavallı bir kahrın elindeyim de Şirâze mahzenin dip köşesindeki bölmeye itelendim manifestoyum bir serencam içinde sebeb-i ah’ın kaç düstûrdan müteşekkil kılındığını ifşâ ile meşgûliyetim sakın Şirâze, kendini ben’den sakın ola ki çıkma karşıma, çözülmesin bu kör düğüm efsûnu ömür üstüne ömür sürsün de sürsün sakın Şirâze, bu aşk’ın nişinden ebede değin sakın ne iştir ki düştün “çilem” diye bahtıma kârım değilsin, zorum değilsin, arzûm değilsin; değilsin hemvâr Şirâze arınmak ya da aydınlanmak için vur kendini incir ağacna durum bundandır ibaret sakın Şirâze ben’i sen’den; sen’i berdimden, nevmîdimden, vînimden ve vîlemden… korkarım ki aşk’ı incitirim |