Önceki yazımızda “Şiirin İmtiyazı” başlığı altında şiir kelimesine tanınan imtiyazdan bahsetmiştik. Şiire herhangi bir olumsuz anlam veya çağrışım yüklememe konusunda bir fikir ve anlayış birliğini yansıtan bu durum, kelimenin gayet iyi tanımlanmış olduğunu zannetmemize sebep olabilir. Ne var ki hakikat bu zandan farklıdır. Kabul etmek gerekir ki bir kelimenin anlamını bilmemiz, onun tanımını yapabileceğimiz anlamına gelmez. Şiir de anlamını bildiğimiz ama tanımını yapmaya gelince duraksadığımız kelimelerden biridir. Tanım yapmak bir tarafa, bildiğimiz bir kelimenin karşılığını an- latamayabiliriz. Örneğin “şiir gibi” teşbihini yaparken, kendisine benzetilen unsurun benzeyen unsuru daha iyi açıklayacağını dikkate aldığımızda, şiirin ne olduğunu ve teşbihi hangi yönden ve ne gibi bir amaçla kurduğumuzu bildiğimizden şüphe etmeye gerek yoktur. Buna rağmen, ne anlattığımızı bilsek dahi, bizden şiirle tam olarak neyi kastettiğimiz sorulsa kendimizden emin bir şekilde cevap veremeyebiliriz.
Şiiri tanımlama teşebbüsünde bulunan birçok kişi, karşılaştığı zorluklardan şikâyet eder. Herhangi bir kelimenin, kavramın veya terimin tanımlanmasında karşılaşılabilecek zorlukların yanında şiire has olan zorlukların varlığından bahsedilebilir. Hem gündelik dilde hem edebiyat sahasında imtiyazlı bir yeri olan şiirin tanımlanmasındaki zorluklar, en azından diğer edebî türlerin tanımlanmasındaki zorluklardan farklı ve fazladır.
Tarihî ve edebî bağlamların değişmesi ve birçok faktöre bağlı olarak sanat anlayışlarının farklılaşması, şiirin tanımı üzerinde evrensel ve çağları aşan bir anlaşmanın imkânsız olduğu kanaatinin gelişmesine sebep olabilir. Nitekim şiirin tanımlanma- sındaki zorlukların bir kısmı bu değişim ve farklılaşmalarda aranabilir: Farklı tarihî ve edebî bağlamlar için şiirin anlamı değiştiği gibi aynı bağlam içinde bulunan şairler de yaşadıkları şartlara farklı şiir anlayışlarıyla cevap vermişlerdir.
Şiir belirli şartlar içinde tanımlansa da yapılan tanımı sabitlemek mümkün olmayabilir. Edebiyat bir taraftan bir geleneği devam ettirerek ilerlerken diğer taraftan geleneğe itirazda bulunan, hatta bazen onu temelinden sarsan avangart yaklaşımları da barındırır. Şiir gibi edebî türler bir tarafa, bizatihi edebiyatın kendisinin ne olduğu dahi bu avangart yaklaşımlar tarafından sorgulanır, zaman zaman var olan tanımlar alt üst edilir. Şairlerin sınır konamayan buluş ve yenilikleri, kendilerinden önce yapılan tanımları bir ölçüde veya tamamen geçersiz kılabilir.
Tarihî ve edebî bağlamlarla ve değişen sanat anlayışlarıyla bağlantılı olarak şiirin tanımlanmasının önündeki engellerden bazıları dille ve sanatla ilgilidir: Şiir dili, dilin bir fonksiyonu mudur yoksa münferit bir dil midir? Şiir, edebiyat sanatının bir türü müdür yoksa müstakil bir sanat mıdır? Bu soruların cevabı, dili ve edebiyatı tanımlarken benimsediğimiz yaklaşıma ve edebiyat tarihini okuma şeklimize göre değişecektir.
Yukarıda çizdiğimiz çerçevede şiirin tanım- lanmasındaki zorluklardan yakınanların veya her zaman ve zeminde geçerli bir tanım olamayacağından bahisle bundan kaçınanların bir kısmını anlayışla karşılayabiliriz. Öncelikle anlayışla karşılayabileceklerimiz, şairler ve okurlardır. Şairler özellikle poeti- kalarından, okurlarsa şiirden beklentilerinden dolayı anlayışla karşılanabilir.
Şairlerin farklı poetikalara sahip olmaları kaçınılmaz olduğu gibi poetikalarında yerine göre değişikliğe gitmeleri de tabiidir. Burada farklılaşan ve değişen, şiirin tanımından ziyade nasıl bir şiir yazılması gerektiği veya ne türden bir şiirin çağa hitap edebileceğidir. Esasında bu, şiirin ne olduğuyla değil, nasıl olması gerektiğiyle ilgili bir meseledir. Ne var ki poetik anlayıştaki bu farklılaşma tanımla öyle bir karışır ki bazen bir şairi başka şairlerin yazdıklarının şiir olup olmadığı konusunda hüküm vermeye dahi sevk edebilir. Şairin verdiği bu hükümler, son tahlilde kendi poetik anlayışının bir neticesi olarak görülmeli ve subjektif bir perspektifin ürünü olarak değerlendirilmelidir.
Şairlerin poetikaları kadar farklılaşmayan husus, okurların beğenileridir. Nihayetinde şiirin tanımı üzerinde kesin bir uzlaşmaya varılamasa da şiirden alınan haz konusunda belirli bir anlaşma bulunur. Bununla birlikte tarihî ve edebî bağlamlardaki değişimlerin edebî hazları ve estetik değerleri ve anlayışları değiştireceğini dikkate almalıyız. Üstelik okurun şiire yaklaşımında ve şiirden beklentilerinde özgeçmişinin ve şahsi birikiminin önemli bir rolü vardır.
Şiiri tanımlama meselesinde anlayışla karşılanamayacak olanlar edebiyat teorisyenleri, araştırmacıları ve eleştirmenleridir. Onların, zorluğundan dem vursalar dahi şiiri tanımlamanın imkânsızlığını dile getirmeleri yalnızca bir kaçış olarak değerlendirilebilir. Bağlama göre değişmesi, şairden şaire farklılaşması ve ona şekil ve muhteva bakımından kesin bir sınır konamaması, şiiri tanımlama çabasından el çekmek için bir bahane olamaz.