Şiir kelimesinin herhangi bir dilde olumsuz bir anlamı var mıdır? Şiirin karın doyurmayacağına işaret eden veya fazlasıyla tezyin edildiğini belirtmek için bir sözü şiir olmakla veya şiire benzemekle niteleyen kullanımlar olabilir. Türkçede bu kadarını bile bulmak, şiirin olumsuz bir anlam taşıyan veya nahoş bir duruma göndermede bulunan bir kullanımını hatırlamak zordur. Muhtemelen şiirin olumsuz veya nahoş bir anlama gelecek veya bu yönde çağrışımlar uyandıracak şekilde kullanıldığı bir deyim veya atasözü yoktur.
Şiir kelimesinin semantik bakımdan âdeta korumaya alınmasını ona tanınan bir çeşit imtiyaz olarak görebiliriz. Anlam ve çağrışım boyutundaki bu dokunulmazlığın diğer edebî türlerden, hatta bizatihi edebiyatın kendisinden esirgendiğini dikkate aldığımızda şiire bir imtiyaz tanındığına dair neredeyse şüphemiz kalmaz.
Bir konuşmayı veya yazılı metni “destan gibi…” benzetmesiyle nitelediğimizde lüzumundan fazla uzatıldığını kastederiz. Hakikatte temeli bulunmayan, aslı olmayan sözleri kastetmek için “efsane” kelimesine müracaat edebiliriz. “Hikâye” kelimesi de yer yer efsane kelimesiyle aynı anlamda kullanılır. Bunun yanında hikâye, hakikati çarpıtan veya hakikate zıt kurgular içeren söz veya ibareleri de ifade eder. Birinin hikâye anlattığını söylediğimizde maksadımız onu tenkit etmek veya istihza yoluyla hicvetmek olabilir. Hikâye, destan, efsane bir tarafa, “edebiyat yapmak” veya “edebiyat parçalamak” gibi kullanımlarda “edebiyat” kelimesi samimiyetsiz bir tarzda sarfedilen süslü, mübalağalı, yapmacık ve içi boş sözler anlamına gelir. Şiirin alt türlerinden biri olan gazel bile, müzikli icra edilen hâline bir göndermeyle de olsa, “hariçten gazel okumak” deyiminde yerini alır ama şiir kelimesinin kendisine bir halel getirilmez.
Edebiyatın ve edebî türlerin olumsuz anlam ve çağrışımlarla kullanılmasının muhakkak ki bizatihi edebiyat sanatının kendisiyle ve türleriyle ilişkisi vardır. Belki de bu kullanımların sebebi bir sanat veya bir estetik kurum olarak edebiyattan ziyade bu alanda üretilen eserlerin bir kısmının edebî değere sahip olmamasında aranabilir. Bunun yanında edebî eserlerin edebiyat dışı birtakım hedefleri gerçekleştirecek veya muhataplarını yanıltacak tarzda kullanılmalarının da buna sebep teşkil edebileceğini göz önünde bulundurmak gerekir. Ne var ki şiire geldiğimizde durum farklılaşır. Şiir adına üretilen her eserin edebî değer taşıması söz konusu olmadığı hâlde şiirle ilgili olarak diğer türlere benzer bir kullanıma rastlanmaz.
“Şiir gibi…” benzetmesiyle bir varlığı, olayı veya durumu nitelediğimizde onun güzelliğini, etkileyiciliğini, büyüleyiciliğini, ahengini vurgularız. “Şiir gibi” diyerek vasfettiğimiz her ne ise bizde estetik bir haz uyandırıyordur.
Şiirin bahsettiğimiz imtiyazının kaynağı ne olabilir? Eğer bu imtiyazın kaynağını şiirin kendisinde arayacak olursak kökenine ve niteliğine bakabiliriz. Kökenini araştırdığımızda edebiyatın şiirle başladığını görürüz. Hatta, edebiyatın başlangıçta şiirden ibaret olduğunu veya şiirin edebiyattan önce var olduğunu söyleyebiliriz. Başlangıçta şiir vardı; hem de dinle, müzikle, dansla, tıbbi tedaviyle bir arada olarak. Edebiyat tarihi, diğer türlerin doğuşuna ve evrimine, hatta tarihî ve sosyal bağlam dâhilinde bazılarının zayıflamasına veya yok oluşuna şahit oldu ama şiir var olmaya devam etti. Şiirin başlangıcına giderken belki de edebiyat tarihi yerine edebiyatın tarih öncesini anmamız daha doğru olurdu. Şiir başlangıçta edebiyatın kendisiydi; şimdiyse, en azından diğer türlere nispetle, edebiyatın ev sahibi, yerlisi veya otokton türüdür dersek hata etmeyiz.
Şiirin imtiyazının kaynağı için niteliğine baktığımızda basit bir hakikatle karşılaşırız: Şiir, edebî türlerin hem en zorudur hem tümünün zirvesinde yer alır. Herkesin şiir tecrübesi olabilir, hatta olmalıdır ama şiirin ruha nüfuz eden saf hâline, “şiir gibi” benzetmesine sebep olan seviyesine ulaşmak hayli zordur. Şiir, dinleyende veya okuyanda oluşturduğu etki bakımından da zirvededir. Evet, şiirin vaktinin geçtiğini, nesrin, daha kesin belirtmek gerekirse romanın özellikle çok sesli oluşuyla şiirin yerini aldığını iddia edenler olmuştur. Bu iddialar belirli bir dönem için doğru ve isabetli de kabul edilebilir. Ne var ki aradan geçen zamanda şiirin tahtı değil onun aleyhindeki hükümler sarsılmıştır.
Şiire tanınan imtiyazdan bahsettiğimizde kastımız elbette Türkçe literatürün tümü değil, genel anlamıyla dildir. Nitekim şiir türündeki eserlerin kendisinde dahi ilk bakışta şairin ve hatta şiirin aleyhine ibareler bulunduğu bir gerçektir. Özellikle şaire yönelik olan bu husus, bir başka yazıya konu olabilir; üstelik şiirin imtiyazını daha iyi takdir edebilmek için ele alınmaya değer.