Şimdi Çıkarım Şehre Yine Ben

Kendi düşen köyler, kentler ağlamaz
Sur dışında ben oturur ağlar(d)ım.
Can Yücel
Şimdi çıkarım yine şehre ben. Karşılar beni şehir yeni yeni yanan ışıkları, giderek ıssızlaşan caddeleri, sokaklarıyla. Ellerinde torbalarla geçer gider yanımdan insanlar, evlerinde kurulacak sıcacık sofraya yetişmek için. Biraz sonra şenlenir evler; çocuk ve kaşık sesleriyle dolar odalar, sofalar… Kimileri nelerini vermez böylesine küçücük bir mutluluk ve azıcık huzur için? Sohbet mekanları demini alır ve gecenin hüzün taşıyan ışıkları içinde eski zamanlara uzanılır. Evlerine geç kalmış olmanın sıkıntısını yüzlerinden okuduğunuz öğrenciler, “Zamanı nerede tükettiniz?” sorusuyla sarsılır.
Şimdi çıkarım yine şehre ben. Koyu, kopkoyu bir yalnızlık kaplamıştır seslerin ve renklerin terk ettiği caddeleri. Sokak başları birilerince tutulmuş, hayat telaşlı yüzünü çekmiştir ortalıktan ve zamanı kendi keyifleri için harcayanlar meydanlara dökülmüştür. Sessizlik her günkü türküsünü söylemektedir şehirde. İsyankar ruhlar, coşkulu manzaralar iyice azalmıştır. Herkes kendi dünyasına gömülmüş ve o dünyadan yükselen seslere dalmıştır.
Kimi kafayı tütsülemekte, kimi düşünmekte, kimi öylesine yürümektedir. Kimi hayal kurmakta, kimi hayallerinde boğulmakta, kiminin içini acı ince ince oymaktadır.
Şimdi çıkarım yine şehre ben. Saatler gece yarısını vurmaktadır.Şehir her zamanki ziyaretçilerini tanımakta ve yine sevdalılarıyla buluşmaktadır. Aydınlığın yarım bıraktığı sohbetlere kalınan yerden devam edilmekte, geçmişten bölümler nakledilmekte ve dakikalar geçtikçe manzara daha bir hüzün kokmaktadır. Aydınlıkta yüreğe indirilen görüntülere, gecenin karanlığında ve şehrin yalnızlığında bir kere daha ve dikkatle bakılmaktadır. Bu bakmalardan yeni ayrıntılar çıkarılmakta, yeni hesaplaşmalar, kendi içinde kendini ve başkalarını sorgulamalar dönemi başlamaktadır. Hayatın yeniden gözden geçirildiği bu saatlerde; yaşanan her şey adeta yeniden yargılanmaktadır.
Zor iştir bu geriye dönüşler ve gözden geçirişler. Hayatta o güne kadar yer verilenleri, o günden sonra yeni bir tasnife tabi tutarak, budanması gerekenler, atılması gerekenler ve yakılması gerekenler şeklinde ayıklamak cesaret ister. Şehir bu ayıklamayı sessizce ve üzüntüyle izlemektedir sadece. Çünkü şehir, dostlukların sahtelikle, yüzlerin maskeyle örtüldüğü ilişkiler ağının bir karabasan gibi her geçen gün biraz daha, biraz daha üzerine çöktüğünü yakından görmektedir. Ve şehir; asırlardır süren ve bir türlü değişmeyen bu düzen altında inim inim inlemektedir.
Şimdi çıkarım yine şehre ben. Belki yağmur düşüyordur şehre inceden ince. Garip bir hüzün sarmıştır cam kenarlarında oturup yağmuru seyredenleri. Sigara içiyordur bazıları ve halka halka savuruyorlardır tüttürdükleri sigaranın dumanını. Ve toprakta o baş döndürücü koku… Derin nefesler çekerek ciğerlerimi doldurur ve başka hissedişlerle yüreğimi yangınlara salarım belki. Şehir, alevden bulutlarla kaplı bir gökyüzü altında yanar döner bir hal alır ve beton bulvarlarda ruhumuzun tercümanı iki mısra yankılanır:
“Gel yetiş, ey pişmanlık işte yaman
Bir gecedir, yaman bir gecedir bu.”(Dranas) 

Şimdi çıkarım yine şehre ben. Her şey rengini kaybeder. Manzara çekiciliğini, mısralar ahengini, şarkılar sesini kaybeder. Bir bir silinir hatıralar gönülden. Unutulur ardından mendiller dolusu gözyaşı akıtılan sevgililer. Şairce bir söyleyişle “Her şeyin uzaklaştığı saat” çıkagelir. An be an bulanıklık sarar zihinleri. Şehir geçmişle perdelenir. Gece uzar, söz uzar; şehir anlatır sevdalısı dinler, sevdalısı anlatır şehir dinler. Yani;
“Şeb-i yeldâda uzar fecre kadar kıssa-i aşk
Tâ ki Mecnûn bitirir nutkunu Leylâ söyler” (Yahya Kemal)

Şimdi çıkarım yine şehre ben. Ortalık yeni yeni ışımakta, sokakları ayak sesleri doldurmaktadır. Çarşılar, pazarlar henüz açılmakta, dünya yeniden kurulmaktadır. Kapı sesleri, kuş cıvıltıları, çocuk şamataları meydanları doldurmaktadır. Umut kendine yeni yeni kalpler bulmak için uğraşmakta, insanlar işine, gücüne dört elle sarılmaktadır. Ve herkes yeni bir geleceğe doğru adım atmaktadır. Ve yine şairin anlatımıyla:
“Sen yürürsün rüzgar yürür
Sabanlar sığmaz olur gözlerine
Her adımda çözülür bîr karanlık
Şafaklar çiçek sunar ellerine
Gün tutuşur
Dağlar aydınlanır
Yeniden aydınlanır
Yeniden canlanır bu yaşam
Türküler dizer saçının tellerine
…
Sen yürürsün rüzgar yürür
Bir sevinç boylanır dünyada
Çocuklar korkusuz büyür
Kan boğulur susar
Dokunup geçtiğin her kuraklık
Yemyeşil bir vadiye dönüşür (Adnan Yücel)
*******************************************
Türküler dinlerdik
Türküler dinlerdik
Başımız göğe değerdi
Görünce bir aşk delisi
Acımız tazelenirdi

Türküler dinlerdik
İçimizde sabahın coşkusu tüterdi
Sürer olurduk yeniden gençlik demlerimizi
Başımızda kavak yelleri eserdi

Türküler dînlerdik
Üstümüzden sevda bulutu geçerdi
Islanırdık doyasıya sevda yağmurlarında
Kalbimiz keman teli gibi titrerdi

Türküler dinlerdik
Umutsuz aşklar yakamızdan tutardı
Geceye vururduk kendimizi
Damarlarımızdaki kan deli deli akardı

Türküler dinlerdik
Çoğalırdı sevdamız habire çoğalırdı
Uzak bir hayal olurdu vuslat
Yolumuzu devler keser, elimizi yoksulluk bağlardı

Bu yazıyı paylaşın