Zengin bir adamdı. Elindeki her şeyi çalışıp kazanmakla beraber babasından kalanların da haddi hesabı yoktu. Eski karısından boşandığında ona söylenen son söz, “Senden nefret ediyorum.” olmuştu.
Korkusuzdu. Ona göre her şeyi yapmaya muktedirdi. Sonsuzluğundan firavunlaşan ruhunu sonlu olmaya hazırlayan halinden işaretler olması gerekirken saçlarını kestane rengine boyatmıştı. 50’li yaşlardaydı.
Genç ve güzel, yeni karısı 1.75 boylarında, saçları sarıya boyanmış ve dalgalı, gözleri kahverenginde olmasına rağmen yeşil lensten dolayı donuklaşmış haldeydi.
Güzel ama bu yapma karısını doğal hale getirmek tüm emeliydi. Zenginliğinden dolayı gururunu tatmin edecek derecede yardımsever görünmek için çabaladığının farkında olmayan bu adamın gözünde fakir ama gururlu bir gencin hiçbir önemi olamazdı.
Karakter tahlili yapmaya uğraşırken biz doktorlar şunu fark etmiştik. Aslında onun için bizim onu tanımlamamıza da gerek yoktu.
Saatler onun için para demekti. Para ise mutluluk. Mutluluk, güç ile birlikte kullanılan bir kavramdı.
Makale yazar üslubumla anlatmak zorunda olduğum bu şahsın bir de sevgilisi vardı. Sırf onunla takılmak için kılıktan kılığa giren bu adamın hiçbir gerçekçi yanı yoktu. Realistti ona göre.
Bu kızda onu çeken iki şey vardı: Gözleri ve saçları…
Evli olduğunu bile itiraf edemeyen bu adamın psikopatça bir düşüncesi vardı.
Kimseye söyleyemezdi.
Aşıktı.
Ancak, güce…
Bir türlü tatmin olmayan halini eksiltilmiş ruhunu tamamlamak için bir şey yapması lazımdı.
Ama ne?
Karısında hoşuna giden özellik, eğlence dolu ve bol kahkaha atan biri olmasıydı.
Sevgilisinde hoşuna giden özellikse, iyilik dolu kalbi ve gözleri…
Bu iki kişi birleşse ortaya daha mutlu bir insan çıkacaktı.
Huzur onun için iki kişinin bir ruha dönüşmesinden ibaretti.
Önce karısını öldürmeyi denedi. Elinde yastıkla tıpkı her katil filminde olduğu gibi yastıkla boğmak istedi.
Yapamadı.
Sonra bıçağı aldı. Gözleri dehşetle büyüdü.
Bıçağı elinden attı.
Uçurumdan aşağı atmak üzere deniz kıyısında büyükçe bir kayalığa götürdü.
Olmadı.
Ben kötü adam olabilir miyim diye düşündü.
Olamazdı.
O güçlü derecede iyiydi.
İyiliği diğerlerini ezmek ve diz çöktürmek için bir araçtı onun için.
Sevgilisinin yanında mutluydu. Ancak bir şey eksikti.
Eğlence.
Birbirlerini çok iyi anlamalarına rağmen bir türlü tatmin olamıyordu.
Ona da kıyamıyordu.
Ona tam anlamıyla sahip olamamak öldürüyordu.
İki kişi vardı onun için.
Onunsa tek benliği…
Eğer birleştirebilirse eksik parçalarını tam bir benlik kazanacak ve sonsuz bir huzura kavuşacaktı.
Buna inanıyordu.
Aynaya baktı. Elinde diş fırçası..
Gözlerine baktı uzun uzun.
Yüzü her gün temizlenip bakım yapıldığından pürüzsüzdü. Ancak buruşuktu.
Elleri titrek bir şekilde durduğunda düşündüğü annesinin ona ve babasına ihanetiydi.
Babası ve annesi arasında kalmıştı.
Ya kaçıp başkasıyla ilişki yaşayan annesi ya da zengin ve kusursuz bir iş adamı olan babası…
Babası ona daha masum gelmişti o zaman.
Tercihi doğruydu ona göre…
Ancak babası zenginlik hastalığına tutulmuştu. Kazancı bol olan her iş adamının sonuydu bu.
Cenazesi sevenleriyle doluydu. Gömüldükten bir müddet sonra daha durdular. Sonra etraf boşaldı.
Elinde diş fırçası… Titrek elleriyle gözleri aynanın içinde hapsolmuş adamın gözlerine takılı…
Diş temizliği konusunda hassas oluşundan olsa gerek her akşam ayna karşısındaydı titrek elinde fırçasıyla.
Ancak bu kez farklıydı her şey…
İki kadın vardı hayatında. İkisi de onu seviyordu. İlgi gösteriyordu.
Ancak iki kişiydiler.
Tek bir şeye bağlanamam derdi adam hep kendi kendine.
Ama şimdi tek bir şeye bağlanmak istiyor başaramıyordu.
İkiydi.
Üçtü.
Dörttü.
Beşti.
Her şeyin fazlası vardı hayatında.
Diş fırçalarının bile fazlası.
Ofiste, birinci banyoda, ikinci banyoda, üçüncü…
Tek neydi onun için?
Hiçbir karar veremiyordu.
İki sevgili sahibi olmak önceleri ona büyük bir haz veriyordu. Ya şimdi?
İki kişiyi birleştirip tek bir bütün haline getirmek…
Yeniden inşa etmek istiyordu bir heykel gibi kadın denilen varlığı.
Tek…
İhtiyacı olan belki de ikisinden de kaçmaktı.
Ama yapamazdı.
İkisi de onun birer parçasıydı.
Tıpkı para gibi.
Aynaya bakan gözleri kapandı.
Diş fırçası elinden düştü.
Yerde yatan gövdesi birden kesik kesik yükselip inmeye başladı.
Sonra birden durdu.
Banyo bir ceset sessizliğindetabuta dönüştü.
Bir tarafta sevgilisi, bir tarafta eşi güneş gözlüğüyle gizledikleri gözleriyle gelen geçenle tokalaştıktan sonra oradan ayrıldılar.
Geriye bir tek tabut kaldı.