Üstad Necip Fazıl Kısakürek ve Büyük Doğu Mecmuası’nın Serencamından Anekdotlar

Üstad Necip Fazıl Kısakürek sanat, edebiyat ve düşünce hayatımıza yön veren şair ve düşünürlerin en önde gelenlerindendir. Tarihi süreç içerisinde Osmanlı devlet adamları yönetimde karşılaşılan sorunları çözebilmek amacıyla birçok ıslahat teşebbüslerinde bulunmuşlardır. Önce askeri alanda başlayan yenilik, Batı tarzı usuller daha sonra tüm alanları kapsayacak şekilde genişlemiş, Batı ile ilişkiler her alanda geliştirilmiştir. Batılılaşma, asrîleşme, modernleşme, çağdaşlaşma v.b  farklı kavramsallaştırmalarla ifade edilen bu süreç içerisinde, zamanla özellikle aydınların tarihle olan bağı zayıflamış, tarihe mesafeli durmak modernliğin bir nişanesi sayılmaya başlanmıştır. Batı felsefi akımlarının düşünce hayatı üzerinde etkili olması da İslam kültürünün zayıflaması sonucunu doğurmuştur.  İkinci Meşrutiyet sonrası düşünce hayatının ana eksenini materyalizm ve pozitivizm felsefi akımları oluşturmuş, maddecilik temel bir hayat anlayışı olarak birçok Osmanlı münevveri tarafından savunulmaya başlanmıştır. Bu iki akıma karşı tarihi süreçte yapılan eleştiriler, yayınlanan kitaplar daha çok savunmacı bir çizgide kalmış, etkisi kitlelere çok fazla mal edilememiştir. Bunda siyasi koşullar, bilime aşırı değer atfedilmesi belirgin bir rol oynamıştır. Materyalizm ile mücadele öncelikle yayınlanan fikri dergiler etrafında şekillenmiştir. Filibeli Ahmet Hilmi’nin II. Meşrutiyet sonrası çıkardığı İttihad-i İslam ve Hikmet mecmuaları, Mehmet Akif Ersoy’un çıkardığı Sırat-i Müstakîm ve Sebiluurreşad mecmuaları maddecilikle mücadele ve İslam kültür ve medeniyetinin hayata akseden yönünü ortaya koymada çok önemli katkılar sağlamışlardır. Üstad Necip Fazıl Kısakürek de ilk sayısı 14 Mart 1936’da çıkan Ağaç Dergisi ile maddeciliğe karşı mistik ve ruhçu bir dünya görüşünü savunmaya başlamıştır. Dergide 1930’lu yılların fikri bunalım döneminde edebî, fikrî, estetik, millî ve manevi konuların ön planda olduğu bir bakış açısı sunularak dönemin birçok şair ve yazarı bir araya getirilmiştir. Üstad ilk kez burada insanın anlamı yitirişine dair yazılar kaleme almaya başlamıştır. “Allahsız Dünya” adıyla kaleme aldığı bir yazıda insanın çaresizliğini ele almakta, “Niçin  müsbet ilimler ona teselli veremiyor? … “Ruhun bütün nizamı çöktü.”[1] diyerek sadece maddi gelişmenin insanı huzura kavuşturamadığını belirtmektedir.  Ancak Ağaç Dergisi uzun soluklu olamamış 17 sayı yayınlandıktan sonra kapanmıştır. Üstad Necip Fazıl Kısakürek materyalizm ile fikri mücadeleden vaz geçmemiş, Batı’nın maneviyatı gölgeleyen madde hakimiyetine dayalı hayat anlayışına karşı mücadelesine devam ederek 1 Eylül 1943 yılında BÜYÜK DOĞU MECMUASI’nı çıkarmaya başlamıştır.

   Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in devrin sathi ve maddeci anlayışları ve dergileri ile mücadele için çıkardığı Büyük Doğu Mecmuası, 1943-1978 tarihleri arasında yaklaşık olarak 35 yıl değişik periyotlarla yayınlanmış siyaset, kültür, sanat, edebiyat, tarih, felsefe, sosyoloji, din, iktisat, güncel hayat, tasavvuf gibi birçok alanla ilgili makale, hikaye, şiir, deneme, inceleme- araştırma, eleştiri ve polemik yazılarının yer aldığı çağdaş İslam düşüncesinde değişim ve dönüşümlere kapı aralamış çok önemli yayınlardan biri olmuş, bir okul vazifesi görmüştür. Büyük Doğu Mecmuası’nda fertten cemiyete ideal insan ve toplum tasavvuru ortaya konulmaya çalışılmış, yayınlandığı dönemlerde gençliğe yönelik fikri, ahlaki ve manevi ilkelerin yer aldığı temel bir kaynak haline gelmiştir.[2] Bu anlamda çağdaş İslam düşüncesinin yönünü belirlenmesinde çok önemli katkılar sağlamıştır. Sezai Karakoç Büyük Doğu Mecmuası’nın bu noktadaki işlevini şu şekilde dile getirmektedir:

“Büyük Doğu, düşünce, edebiyat ve aksiyon alanında İslam idealinin kurucusudur Türkiye’de, çağımızda. Ondan sonra doğan ve gelişen hareketler doğrudan doğruya veya dolayısıyla ondan beslenmişler, ondan güç almışlardır.”[3] Karakoç, Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in vefatının ardından kaleme aldığı bir başka yazısında onun mücadele, çile, ıstırap dolu hayatının Türkiye’de ne anlama geldiğini veciz sözlerle şu şekilde dile getirmektedir:

“1930’lardan sonra şiirde, romanda ve felsefede mistik eğilimler baş göstermişti. Bunları Peyami Safa’da, Necip Fazıl ve günün şairlerinde görebiliriz. Unsurlar halinde doğu-batı sentezi cinsinden düşüncelere rastlanabilir. Yahya Kemal’in sohbetinde de bu nevi düşünceler vardır. Ancak İslam idealini tüm bir tez olarak alıp savunan kimse yoktu. Halk İslam’ı yaşıyordu kendi gücünce. Din alanı bilginleri vardı. Fakat entelektüel planda gizli açık başka tezler savunuluyordu. İşte entelektüellerin İslam’a dönüp bakmaları gerektiğini ilk haykıran ve tezini sistemleştirmeğe çalışan O oldu diyebiliriz. İslam’ı çağımız insanı için de, gelecek zaman insanı için de yaşanacak bir hayat tarzı olarak seçmemiz gerektiğini O söyledi.”[4]

Tarihte olan hadiseler sonra yaşayanlar için bir hikâye gibidir, anlamı çok fazla farkedilemez genelde. Üstad Necip Fazıl Kısakürek üzerine çok fazla araştırma yapıldı, tezler hazırlandı, müstakil kitaplar yazıldı. Bütün bu çalışmalar kuşkusuz önemli. Ancak Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in tarihi misyonunu anlayabilmek, dönemin şatları içinde ortaya konan çabayı gençlerin daha iyi kavrayabilmesi için yayınlanan dergilerin sayfaları arasında dolaşmak, dönemin ruhunu olabildiğince yaşamak gerekir. Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in 43. Ölüm yıldönümü dolaysıyla  Allah demenin yasak olduğu yıllarda hapse girme pahasına hakikati dile getirmekten çekinmeyen bir cesaret ve özgüvenle kaleme aldığı yazılarının manevi iklimini solumak ve tarihe not düşmek için Büyük Doğu Mecmualarının dünyasına uzanarak dönemin ruhunu yakalayalım ve Üstad’ın  Hitabesi’nde “Maya tutması için otuz küsur yıldır, devrimbaz kodomanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allah’a hamd etme makamındayım.” dediği gençlere hissettirelim istedik.

16 dönemde farklı periyotlarla yayınlanan Büyük Doğu Mecmuası’nda birçok şair, yazar ve düşünürün de yazıları yer almıştır. Tabii derginin kurucusu ve baş yazarı Necip Fazıl’dır. Ve bu sebeple birçok yazı gerek dergi adına gerek bizzat kendi ismiyle ve gerekse müstear isimlerle Necip Fazıl tarafından kaleme alınmıştır. Bu yazıda derginin 2. Yayın dönemindeki yazılara göz gezdirmeye çalışacağız. Bu noktada günümüzdeki tartışmalara da kısmen açıklayıcı olan yazılara değineceğiz.  Necip Fazıl’ın gerek dergi adına yazdığı yazılar gerek bizzat kendi adıyla yayınladığı yazılar ve gerekse Mustafa Şekip Tunç’un felsefi bakış açısıyla ele aldığı konulara değinmeye çalışacağız.

Büyük Doğu Mecmuası’nın 2. Yayın döneminin ilk sayısında Necip Fazıl “Biz” başlığı altında kaleme aldığı yazıda üstlendiği görevi ve misyonunu şu şekilde tanımlamaktadır:

“Koskocaman top şeklinde bir yumak gibi iplik iplik bürülü, kangal kangal kıvrımlı, ilk ucundan son ucuna kadar üstüste devşirili; dışarıya doğru lif lif dağınık ve içeriye doğru kol kol toplu, muhitte namütenahi çok ve merkezde namütenahi tek; ve nihayet gelmiş ve gelecek zaman boyunca bütün eşya ve hadiseler zeminini avlamaya memur bir fikir ağı halinde düğüm düğüm çerçeveli bir manzume… Yekpare bir inanış, görüş ve ölçülendiriliş manzumesi… İsmi de BÜYÜK DOĞU.” Ardından derginin yayınlanmasının esas amacını şu şekilde ortaya koyar gibidir:

“Öyleyse BÜYÜK DOĞU, çizmeli ayaklarla dışımızdaki iklimlere doğru kaba ve nefsani bir yolculuk olmak yerine, rüzgârdan hafif topuklarla içimizdeki iklimlere doğru ince ve ruhani bir sefer…”[5]

Üstad Necip Fazıl çizilen sınırlarla hayat boyu mücadele etmiştir. Bu anlamda engin bir ufka sahiptir. “Büyük Doğu” adıyla yazdığı bir yazıda zamana ve mekâna sığmayan bakış açısını son derece engin bir ufukla şu şekilde dile getirmektedir:

“Biz, baştanbaşa yeryüzünü kaplayan ve hatta yıldızlarda insan ve arada temas vasıtası bulunsa, oralara ve her tarafa kadar bütün mesafe, istikamet, hacim ve hareket âlemi üzerinde tam bir gerçeklik ve uyarlık iddia eden külli ve beşerî bir davanın işçileriyiz; hiç kendimizi Doğu-Batı diye mevhum ve müteaasip bir ayırt edişe bağlayabilir, böyle bir darlığa sığdırabilir miyiz? Şekillerin en kemallisi olan bir yuvarlağın hudutladığı dünyamız, tıpkı bir yuvarlaktaki başlangıç ve bitiş meçhulüne eş, kendi etrafında hiçbir noktayı öbürlerinden çözüp ayıramaz, güneşi hiçbir noktada demirleyip durduramaz bir bütün temsil ederken; herkesin kendi arkasında veya önünde bölgeleştireceği hakikat, nihayet son arkayı en öndekinin önüne, yahut son önü en arkadakinin arkasına bağlayıcı fasid daire şivesiyle nasıl mekâna yerleştirilsin? El’aman, yobazlıkların her cinsinden!.. Hakikat eğer hakikatse mutlaka her yeri kaplayacak ve ilerisi göründükçe esasta onu da kapladığı meydana çıkacaktır. Bizim hakikatimizse her türlü mekân ve mıntıka hasisliğinden mücerred ve münezzeh…”[6]

Büyük Doğu Mecmuası’nda hemen her konuda yazılar yayınlanmıştır. Günümüzde ancak felsefe dergilerinde rastlayacağımız kimi konulara da yer verilmiştir. Bunlardan biri de ahlakın kaynağı meselesidir. “Ahlakın Kaynağı” başlıklı yazıda Batı ve İslam ahlak anlayışları karşılaştırılarak şöyle denilmektedir:

“Bugün Garp ahlakının temeli, üstünde binbir ahlak davasının karıncalanmasına rağmen sadece ve daima Hristiyanlık ahlakıdır; ve Garp’ta hiçbir inkılap hareketi bu ahlakın kökünü baltalayamamıştır. Bizim ahlakımızsa baştan başa müstesna bir ahlak manzumesinden ibaret Müslümanlık ahlakıdır ki, eski çağlarda ham ve kaba softa bu ahlakın saf aşk ve hâlis iman cephesini kurutmuş; yeni çağlarda da Avrupalıya körü körüne hayran ezberci ve taklitçi (modern) yobaz bu ahlakın öz kaynağını yıkmış, İnkılabımız da kendi içinden yeni bir ahlak telakkisi getiremeyince bugünkü ahlak faciamız doğmuştur.”[7]

Necip Fazıl Kısakürek tarafından kaleme alınan bir başka yazı ise kitap ile ilgilidir. Bu yazıda Üstad  kitap okumanın önemini veciz ifadelerle ortaya koymakta ve şöyle demektedir:

“Yeni bir görüş ve duyuş mimarisinin toprak üstünde sarayını kuracak tek vasıta, kitap…  … Kitap mevhumunun bir ucunda Allah, öbür ucunda da sonsuzluk var. İnsanoğlunun ebedlerce fethede ede bitiremeyeceği bir sonsuzluk… Her birinin kitabı halinde arıdan bal, inekten süt, koyundan yün istiyoruz da; mütefekkir, şair, münekkit makamlarına kurulmuş sahtekârlardan kitap istemiyoruz. Tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan? Ayni sualin daha çetini var! İnsan mı kitaptan doğdu, kitap mı insandan!”[8]

Bir başka yazıda Mustafa Şekip Tunç “Şüphe ve İman” başlığı altında insanın anlam arayışına odaklanmakta ve bu konuda şöyle demektedir:

“İman nasıl kazanılırsa kazanılsın ve ne vadide olursa olsun ruhun sükûn ve istikrara kavuşmak, yaşamak ihtiyacının kendine bir ifade bulmak ihtiyacını gösterir. İmana kavuşan ruh, kendi kıymetlerinden emin, muvazenesini bulmuş, şüphe ve tereddütlerden kurtulmuş görünür. Esasen her şiddetli his ve her hâkim arzuda umutlanma, istikbale inanma havaları eser.”[9]

Dergi sayfalarında cevelan ettiğimizde orada şairlerin şiirleri üzerinde yaptıkları değişimleri de görebiliyoruz. Bu şekilde şiirin hangi duygularla yazıldığını dair ipuçlarını yakalama imkânı da oluyor. Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in müstear adla Büyük Doğu Mecmuası’nda yayınladığı “O’nun Sanatı” adlı şiir de günümüzdeki baskılarından küçük bir farkla dergide şu şekilde yer almaktadır:

O‘NUN SANATI

(Yok) bir (var)dır;

Geçit vermez;

Dar mı , dardır!

(Yok) bir (yok)tur;

Akıl ermez.

Ne de çoktur!

(Var) bir (yok)tur;

Yusyuvarlak

Dönen oktur.

(Var) bir (var)dır;

Baş ve ayak…

Bu kadardır![10]


[1] Kısakürek, Necip Fazıl, “Allahsız Dünya”, Ağaç Dergisi, Sayı: 2, s. 2, 21 Mart 1936.

[2] Gümüş, Nurbanu, İslam Ahlak Düşüncesi Geleneği ve Necip Fazıl Kısakürek’in İdeal Gençlik Tasavvuru, s. 86, T.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Edirne 2025.

[3] Karakoç,  Sezai, Günlük Yazılar II – Sütun,  s. 120, 5. Baskı, Diriliş Yayınları, İstanbul 1999.

[4] Karakoç, Sezai, “Ve Necip Fazıl”, Günlük Yazılar-IV-Gün Saati, s. 257, Diriliş Yayınları, İstanbul 1986

[5] Büyük Doğu,  “Biz”, Büyük Doğu Mecmuası, Sayı: 1, s. 2, 2 Kasım 1945.

[6]  Büyük Doğu, “Bölümler”, Büyük Doğu Mecmuası, Sayı: 2, s. 2, 9 Kasım 1945.

[7]  Büyük Doğu, “Ahlakın Kaynağı”, Büyük Doğu Mecmuası, Sayı: 19, s. 2, 8 Mart 1946.

[8] Kitap, Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu Mecmuası, sayı: 18, s. 11, 1 Mart 1946.

[9] Prof.  Mustafa Şekip Tunç, Şüphe ve İman, Büyük Doğu Mecmuası, Sayı: 12,  s. 6, 18 Ocak 1946.

[10] O’nun Sanatı”, Ahmet Abdülbakî, Büyük Doğu Mecmuası, Sayı: 2, s. 2, 9 Kasım 1945.

Bu yazıyı paylaşın