Eşya ve olaylara sathî nazarla bakanlar, gerçek sebepleri ve hikmetleri görebilmekte birtakım problemlerle karşılaşırlar. İnsan, kâinâtın en kompleks, en girift ve en derinlikli varlığıdır. İnsan ve toplum bilimlerinde sebepleri ve sonuçları tek bir maddeye indirgemek, toplu red ve kabul yaklaşımına girmek; hakikatın üzerini örtmek demektir.
Yavuz Sultan Selim, ülkemizde en çok tartışılan isimlerden biridir. Şah İsmail Safevî ile olan mücadelesini tarih yazıcıları, içinde bulundukları siyasi ve kültürel coğrafyaya göre, kendi zaviyelerinden farklı şekillerde ele alıp yorumlarlar. “Din, mezhep, dil, ırk, medeniyet, aile” gibi telakkiler, bazı ayrıntıların göz ardı edilmesine; vâzıh ve kesin olan bilgilerin hüsn-i teville ıskalanmasına yol açabilmektedir. Önce tarihe intikal etmiş bu çatışmanın sebepleri üzerinde Halil İNALCIK’ın tespitlerini aktararak (aynen iktibas yoluyla) durmak istiyorum.
“Osmanlı Devleti, merkeziyetçi bir devlet haline gelince, bu Türkmen aşiretlerinin hareketlerini gittikçe daha çok kontrol altına almak istemiş, vergi tahrir defterlerine geçirmiş, miktarı az olmakla beraber vergileri düzenli almaya çalışmıştır. Boy beyleri idaresinde bağımsız bir hayat süren ve hayvancılık ekonomisinin gereklerine uyan bu aşiretler, merkezî idareyi dayanılmaz bir baskı ve zulüm idaresi olarak hissediyorlardı. Onların, devletin vergi defterlerine yazılmaktan kaçmaya çalıştıklarını, haymâne veya hâric- ez-defter, yani defterde kaydı olmayan reâyâ sıfatıyla serbest dolaştıklarını biliyoruz. Dul- kadir Türkmenleri, kendilerini tahrire gelen devlet memuru (emin) ve adamlarını bir gecede yok etmişlerdi.” (İnalak: 2009: 135).
“Özetle yörükler, kendi ekonomik faaliyetlerini ve hayat sahalarını kısan, aşiret hukukuna ve âdetlerine önem vermeyen Osmanlı rejimini bir baskı rejimi olarak görüyorlardı. Şerîatı, pâdişahın kanunlarını ve merkezî idareyi temsil eden kadıları ve kulları düşman gibi görüyorlar, Sünnî İslâmiyeti temsil eden rejime karşı İslâmiyetin kendi kabile âdetlerine ve Şamanist inançlarına uygun bir şeklini telkin eden heterodoks derviş tarikat- lerine fanatik bir bağlılıkla bağlanıyorlardı.” (İnalcık: 2009: 135).
“Karaman oğulları idaresinde Osmanlılara karşı mücadeleyi kaybetmiş Türkmen kabileleri, şimdi her zamandan ziyade Safevîler etrafında toplandılar.” (İnalcık: 2009: 136). “İsmail, 1502’de ve 1507’de iki kez Osmanlı topraklarını çiğnemekten çekinmedi. Anadolu Türkmenleri onu kendi hükümdar ve pîrleri sayıyordu. Bu meydan okuma karşısında Bayezid, yine barışa bağlı kaldı ise de Trabzon valisi Selim şiddetle karşılık verilmesini istiyordu. 1511’de Şah-Kulu, Güneybatı Anadolu’da Teke ilinde Kızılbaşların başında ayaklandı ve Kütahya’yı zapt ve beylerbeyini katletti, Bursa’yı tehdide başladı. Ona karşı hareket eden Veziriâzam Hadım Ali Paşa savaş meydanında maktul düştü.” (İnalcık: 2009: 136).
“(Sultan Selim) Şah İsmail’e karşı sefere çıkmadan önce, onun bütün Anadolu’ya yayılmış olan müridlerini ve halifelerini tespit ettirip hapis veya idam ettirdi. Sayılarının 40.000’e vardığı rivayet olunmaktadır.” (İnalcık: 2009: 138)
Çaldıran Savaşı’nda (1514) odaklanan bu ihtilafın aslî sebepleri arasında farklı mezhep veya tarikatlere karşı ötekileştirici/hasmâne bir tavır söz konusu değildir. Öne çıkan gerekçe nizâm-ı âlemin/kamu düzeninin bozulmasıdır. Anadolu’da kamu düzenine halel vermeyen her fikir mekân bulmuştur. Burada “Fitne, katlden daha eşeddir.” (Bakara: 191) ilkesiyle hareket edildiğini görüyoruz. Yoksa, Yavuz Sultan Selim’in Ehl-i Beyt’le ve Ehl-i Beyt taraftarlarıyla bir problemi yoktur.
YAVUZ SULTAN SELİM DÎVÂNI’NDA EHL-İ BEYT
Sultan Selim’in Farsça Dîvânı’ndan aldığımız aşağıdaki beyitler, Bektâşî tekkeleriyle özdeşleşmiş Yeniçeri Ocağı’nın desteğiyle Selim Şah olan, kırmızı sancağın üzerine Zülfikâr motifini ekleten bir hükümdarın Ehl-i Beyt muhabbetini gösterir niteliktedir:
Sen benim için candan daha değerlisin, belki canın ta kendisisin. Ey padişah /peygamber, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hüseyin adına yemin ederim ki bu böyledir. (Kaya, 2023: 57)
Be-zu’l-fikâr-ı velâyet ki tîg-ı gamze-i tu’st / Be-kîmyâ-yı sa’âdet ki yâft ez-tu nazar
(Keskin gamzenin kılıcı gibi olan velayet Zülfikârı hakkına, iksir gibi bakışına mazhar olan saadet kimyası hakkına.) (Kaya, 2023: 77)
Nurdan böyle müstesna bir varlık yaratan yaratıcı hakkına, Ahmed-i Mürsel ve Kanbe- rin hocası Hz. Ali hakkına. (Kaya, 2023: 77)
Sende hem Hz. Peygamber’in ahlâkı var, hem de Hz. Musa’nın sözü. Ey Yusuf gibi güzel, avucun da Hz. Ali’nin vasıflarını taşıyor. (Kaya, 2023: 86)
Hz. Peygamber’in (asm) hakkına ve onun ümmete olan şefkati hakkına, onun ehl-i beyti hakkına ve Hz. Ali’nin yüzü suyu hürmetine. (Kaya, 2023: 104)
Ber-cân-ı Hâricî zedeem pençe çun esed / Hûn-ı Huseyn mî-talebem yâ Alî meded
(Kaya, 2023: 941)
(Haricilerin canlarına aslan gibi pençe vuruyorum. Hz. Hüseyin’in intikamını almak istiyorum. Yetiş ya Ali, medet.)
Ehl-i Sünnet anlayışını mihverine alan Devlet-i Aliyye, farklı meslek ve meşreplere, özellikle heterodoks İslâm’ın türevlerine toleransla bakmıştır. Kamu düzenini bozan her hareket, tehdit unsuru olarak görülmüş; din, mezhep, tarikat ayırımı yapılmadan devlet otoritesi ortaya konulmuştur. Ehl-i Sünnet, Ehl-i Beyt’i İslâm âleminin omurgası olarak görür, gözbebeği telakki eder. Ehl-i Sünnet’in Ehl-i Beyt taraftarlarıyla görüş ve anlayış farklılıkları olsa da her iki taraf da Tevhid ve Kıble ehlidir. Bunun dışındaki yaklaşımların “siyaseten” değerlendirilmesi faydalı olacaktır
İNALCIK, Halil (2009). Devlet-i Aliyye. Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar-I. Klasik Dönem (1302-1606), İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
KAYA, İbrahim; KAVRUK, Hasan; ÇALDAK, Süleyman (2023), Yavuz Sultan Selim Han. Farsça Divan. Karşılaştırmalı Metin-Çeviriyazı- Çeviri, İstanbul: Fidan Basım-Yayın.