“ben kendi intihârımı yazıp durdum oysa
siz de bunlar şiir mi diye gömüp durdunuz…”
I.
insanlardan geliyorum
insanlığın o onulmaz derin acılarından
yok sayılmanın, bile bile ağlatılmanın
hüzünlü makamından.
kalbimiz ateşler içinde
gözlerimiz bin yangın büyütüyor kendinde durmadan
aşk, tek kelime etmiyor varlığımız hakkında
çocuklar gülüşlerini unutmuşlar sokak ortasında
yağmur kendini inkâr ediyor
geç kalınmış bir güzellik gibi
kimsenin mutluluk gibi bir şarkısı yok
hüzün herkesin duvarında ilk yardım çantası
hasret, cüzdanlarda solmuş yırtık bir resimden ibaret
ve sevmek ve sevilmek,
kimsenin hatırlamadığı bir eski zaman masalı
niye yaşıyoruz bu lânetin içinde
hayatımızın bir anlamı var mı sahi
kimse kendi değil
herkes bir başkasının pişmanlıklarına kurban oluyor
yazık değil mi bu kadar gülün açması baharda
bu kadar güzelliği hak ediyor mu eli silah gönlü ah tutanlar!
II.
herkesin kendine iman ettiği bir zamanda
gelmemeliydim dünyaya
herkesin kendini dev aynasında gördüğü
bu sapakta karşılaşmamalıydık varlığımızla
farkına varmışlıkla cezalandırılmamalıydık
bilmenin o ürkütücü tavrıyla tanışmamalı
ve karşılaşmamalıydık
korkunun esir aldığı kalabalıklarla!

sırtımız hançerlere
yüreğimiz yangınlara lâyık görüldü
kırıldı kalemimiz eli kanlı aşklarla
üçüncü sayfalarda bile çıkmadı umudumuzun öldürülmesi
sahte duygulara kurban edildi gece uykularımız
herkes taptaze yaralar açmak için dokundu benliğimize
şehrimize yepyeni yabancılar akın etti
o eski bayramlar yoktu artık kirli sokaklarımızda
ve o güzel kahramanlara romanlarda bile rastlamıyorduk!
umduğumuzu bulamadık da
bulduğumuzla vurulduk!
sevgi yetmiyordu işte insanca yaşamaya
kolaylaştırmak varken zorlaştırmak yeni moda bir gömlekti
bit pazarına rağbet olmuyordu gerçekten
o her şeyi bilen atalar burada da haklı çıktı!
şiirler yazdık bunun bir sersemlik olduğunu bile bile
bile bile yürüdük ateşlere, simurg’un nâmı havada kaldı
kül yanar mıydı, gül kanar mıydı
sahi insan insanı hiç anlar mıydı?
anlayamadık düştüğümüzün uçurum olduğunu
her seferinde yeni bir pişmanlık inşâ ettik virânelerde
keşkeler, en güzel türküleri söyledi kulağımıza
ve bir eşek kadar da olamadık
aynı kuyuya defalarca gazel okurken.
III.
bir ip gerdim pencerelere
astım elbiselerimi
hayallere gelin gitti suya bıraktığım dileklerim
çaputlar bağlamak yerine duâlar ettim
hurafelere inanmamanın da
bedelini ödemek istedim böylece toplum nezdinde.
ağlamak da bir lüks oldu artık
çünkü herkes mutlu olmak gibi bir
hataya düşmek istiyordu neticede
düşündük, taşındık ve kabul ettik bu düzmeceyi de
ve fakat çözemedik,
insana güvenmenin o okkalarca ağır bilmecesini.
cahilliği kutsayan insanlar gördük genç ömrümüzde
bu da bir imtihandır deyip sıyrılmaya çalıştık işin içinden
oysa ki içimiz paramparça oluyordu onlara gülümserken
oysa bu kadar çok gülümseme hayra alamet değildi
çünkü izahı olmayanın mizahına
ve biraz da insafına kalmıştı her şey.
bir ip daha gerdim pencere kenarına
şimdi bin şiir yazıyorum bir karar almaya
ve işte bir şiir bin kararla bakıyorum asmaya
ve bu iple ne yapacağıma da!

Bu yazıyı paylaşın