Başlar hicranla yüklü şarkılar… Duygu dünyaları hareketlenir. Bahtını sevdanın yeline vermiş sızım sızım sızlayan yürekler, sesleri yettiğince sitem gönderirler uzaklardaki sevgiliye… Vefayı bir yerlerde unutmuş olan dostlara… Ve sorarlar bir şarkının sözleriyle:
“Sana ne oldu gönül şâd olmuyorsun
Bu derd u gamdan âzâd olmuyorsun
Harâb oldun da âbâd olmuyorsun
Bu derd u gamdan âzâd olmuyorsun”
Bin bir nağmenin sırtında sürüklenip gelen bu elem yüklü sözler; akşamın seyrine dalan şairin yüreğine konar. Söz sözü çeker, düşünce düşünceyi ve ilhamın bir sevgili gibi zihni doldurduğu anların her biri bir mısra olur; dökülür kalemin ucundan yavaş yavaş… Artık şair, yeni bir dünyanın insanıdır.
Yeni zamanları kucaklamak, yeni kelimelerle tanışmak, bir hissedişe tercüman olmak için, kendi dünyasında bir seyahat planlamaktadır.
“Akşam olur şairlere gün doğar”
Can gözü açılır; nâmütenâhi bir ummanda nasibinin peşinden koşmaya başlar. Adına kaydedilmiş mısraları yakalamaktır amacı… Hüsnüne râm edebildiklerini önce yüreğinin, sonra aklının süzgecinden geçirir. Bu yürüyüşte, bir hayali mehlikânın sevdası, titreyiş ve inleyişler bırakmaz peşini… Münzevî bir melâlle dolan, taşan ve sarsılan ruhu, yeni bir kavgaya daha girmektedir. Kazandığında; yeni bir doğuş, yeni bir arayış için gerekli olan ışığa sahip olacaktır.
“Akşam olur şairlere gün doğar”
Güneşin yorduğu solgun çehreler yakalanınca mısraların mahkûmunun gözüne; yürek delici bir şarkıya güfte olur. Yaralı bir kalbin dokunuşuyla, âşıkları tutuşturan bir kıvılcımdır artık o. İşitmesini bilende iz bırakır. Yakar; vuslatın narına… Yıkar; akşamdan süzülen muhabbeti yakalamanın kaygısıyla… Ve çoğaltır; zamanla kavgalı olanlardaki vurgusunu akşam… “Bakışların… Ah o bakışların var ya!” diye feryat ettirir nağmenin diliyle…
“Kurbân olayım gamzene bir kez nazar eyle
Öldürdü bu aşkın beni defi keder eyle
Hicrân odu pek cânıma kâr eyledi
Ey bâd-ı sabâ sûz-i dilimden haber eyle”
(Hüzzam/ Hacı Faik Bey)
Ve bir soru düşer yüreğine; “Elinde bir mısra yok mu bu feryada eşlik edecek, bu acıyı dindirecek?”
“Akşam olur şairlere gün doğar.” Gün mü doğar karanlığın içinden şairlere, ıstırap mı? Yakalanmak için uğraşılan ateş böcekleri ne getirir beraberinde başka dünyanın sakinlerine? “Tahammül, sabır, ilham ve inşanın” gerçeğe dönüştürdüğü şiir, neye mal olur şaire? Akşam olduğunda gün mü doğar; çile mi, düşünün bir kere? Onlar ki; “hicrânı teselli diye” içerler yârin dudağından… Ve yalvarırlar şairce:
“Daha gel Daha yakına
Daha yakına kur aşk obanı
Bir çift pırıltı uçur
Yâdındaki sevgili otağından”
(Erdal Çakır / Kuşlara Bölündü Yüreğim’den)
“Akşam olur şairlere gün doğar.”
Ve kendilerine bir dünya kuranlar; yeni bir zamanda kaybolurlar. Müjde duraklarına ulaşmak için, akşamın göğsünü tırmalarlar. Bin bir dala el atıp, bin bir kapıyı çalarlar. Bir mısra ihsanı için, “devlet kuşu”na yalvarırlar. Onlar için devlet, bir mısraa ulaşmak, yarım kalan bir şiiri tamamlamaktır elbet.
“Akşam olur şairlere gün doğar.”
Böyle bir günün ardında yorulanlar; bir şey elde edemeseler de usanç getirip, işin peşini bırakmazlar. Yanıldıklarını görüp, ümitsizliğe kapılsalar da ümitsizlik yeni bir ümide, yeni ümitlere kapı açar ve akşam yeni bir günde yeniden buluşmak üzere ayrılırlar. Her akşam doğan günde; sorgular, kavgalar, pişmanlıklar, yılgınlıklar sarmalında dolaşıp duran şair, bu mücadele sonunda elbet bir gün arzusuna nâil olacak ve şiirin kapısını çalmayı başaracaktır. Şiir, bu vefakâr ve cefakâr sevgilinin aşkına cevap verecek ve “Bir gül koparıp yanağından kalbine takacaktır.”
Şair temennisi bu ya!
Patlayacaktır bir gün
Dalışlarda boğulmayan
Zaman artığı sözler
Çözülecektir ahengin sırrı
Ve siz
Cevap verin şimdi
Sözcükleri kavgalara kalkan yapanların
Nasıl ve niçin çarpar yürekleri