Seyyid Ahmet Kaya

Demirciler Çarşısı

I. aklım ermez kanım kaynarken giderdim oraya atların rüzgârla koştuğu yere havaya taş atardım cesaret alıp hoyrat bileklerimden caka satmak mutlu bir güvercin olmaktı o zamanlar yaşamak umarsız bir türkü ve ben kuşanırdım gün aşırı esenliğini umursamayan yahut görmeyen bakışları…

Kışkırtma Nöbeti

Deli/kanlı bir ıslık bırakıyorum sabahın en toy yerine çarşılar damarlarını saklıyor ıslığımın kışkırtan tonundan korku göz kapaklarını kapatıyor ölüm kol geziyor dört bir yandan Yaşamak şefkatten kanatlarını çekiyor doğan her günün üzerinden korku ve ölüm ekmeğe katık gırtlağımızda duruyor öylece…

Selahaddin’in Kitabı

Tarihi romanlar, her zaman ilgi çekici gelir okura.  Çünkü tarihi romanlar, hayatın yaşanmış/gerçek bir kesitini sunmaktadır. Dolayısıyla bu, okurun ilgisini çektiği gibi, aynı zamanda eğer konuya az çok vakıf ise okura bir belge gibi de gelebiliyor. Okur, daha önce aşina…

Münacaat

Ey her şeyi yoktan varedenim Aşkı ve ırmağı sarmalayıp bulduran bize… Bağrından söküp attığından beri toprak Aşk ile sınadı uzun zaman damardaki kanı Coşkun akan ırmaklarda tarazlandı arzular Kapı eşiklerinde kırmızı imgeler… Çakının ve tarağın kışkırtmasıyla Çıkardım her sabah Beni…

Sürgün

Burada deniz yok Gökyüzü uzak Kimse umursamıyor beni Vitrinlerin önünden geçerken Caddelerde yürürken günaşırı Belli ki sırıtan biriyim Kalabalıklar içinde Okşamaz sözlerim Sevimli kulaklarını Yakışıklı   bayların Nazik bayanların Bu yüzden kimse anmıyor adımı Modası geçmiş biriyim/ belki/ Kimsesiz Burada deniz…

Kar Düşünce Toprağa

Uzayıp giden gölgemi topluyorum geceyi yoran ışığın önünden yakıştırmıyor kimse beni kendine suları kirletiyor değince yüzüm çekip çıkardım damarlarını iskeletlerin yüreğini ve ruhunu aldım  büyük kavgalar ulu solumalar için… Bundandır elbette Biriktirmem korkuyu eteklerinde gecenin sürükleyip peşimden yüzümü dağlara. Korku…

Ah, Hayat

yaşamayı öğretir mezarlar kocasını kaybeden kadının kavi yüreği kulun ölümü kendi sessizliğinde sapanla devrilen toprak rüzgara karşı yeşeren tohum coşkun bir ırmaktır hayat yaşadığım ana dökülen derinleşir alnımın çizgileri böylece köklerini salar yüreğime aşk dua küfür ve sırat Siyah beyaz…

Adı Olmayan Şiir

adam çok tuhaf biri mutluluklar saklıyor boyuna birilerine avuçlarında deniz rüzgarı gül kokusu sonra bakıp bahçe duvarlarının arkasından şehre kendini karanlık gören ben-i ademe bir tutam gökyüzü en büyük saadeti /kim bilir belki adam modası geçmiş biri olarak yeryüzünde kalmıştır…