Bir eski mezarlıkta
Ölüm zamanında
Mucize bekliyorken bir koca
Ben sırtımı dönüp, küsüp, öksürüp, temizleyip boğazımı haykırmak için
Kalakalıyorum önüme düşen gölgemle.
Gölgem bir değişik
Gölgem bir garip bu ikindide
Arkama düşmesini beklerken
Karşımda durup silah tutuyor bana.
Ne eli belli
Ne yüzü.
Ne sesi var
Ne nefesi.
Ama silah.
Çek tetiği uyuşuk avcı
Ne kuş sürüsü kaldı ne ahu avlayacak.
Dalda yaprak dahi yok.
Geçti mi canından cümle hayvanat
Göçüp gittiler mi ses etmeden
Durup dinlenmeden
Sürünerek, kanat vurarak, koşarak…
Koşarak girdiğim tüm kapılar kapanıyor bir bir
Gâh kovuluyorum gâh sürgün
Gâh kanatlarım yolunuyor gâh bacaklarım kırık
Gâh kardeş oluyorum avcıya
Gâh düşman kesiliyorum ama dostça.
Dostlarım yılda dört kez
Her mevsimde bir kez sofra kurarlar.
İçilen kandır içki yerine.
Yenen ömürdür meze olarak
Geğirten nefesidir diri yutulmuşların.
Dostlarım yılda dört kez.
Yıllar geçer.
Göçmeden hiçbir yere ve durmadan bir beldede
Geçer mucize bekleyişiyle bir kocanın.
Ve baş başa kalış
İkindi vaktinde
Mezarlıkta
Gölgeyle.