Seni de vururlar bir gün ey acı
Filistin’de sapan taşlı çocuklar
Ferman Karaçam

Ben Macid Fida Ebu Zine. 16 yaşındayım. Ölüm öyle birdenbire değil usul usul geldi üzeri­me. Soykırımcı İsrail’in işgal ettiği Batı Şeria’daki El-Faria Mülteci Kampında kalıyordum. 5 Eylül 2024’ü gösteriyordu takvimler. Güneş göğü kızıla boyamış, dağların ardına çekiliyordu sessizce. O gün, arkadaşlarımla birlikte kampın dışına çıkmıştık. Birden karşımıza çıkan İs­rail tankı üzerimize gelmeye başladı. Hepimiz korkuyla kampa doğru koştuk. Hiçbir uyarı yapılmadan sağımızdan, solumuzdan, başımızın üzerinden kurşunlar yağıyordu. Birden sağ bileğimde korkunç bir acı hissetmemle yere kapaklanmam bir oldu. Arkadaşlarım bana dö­nüp yardım etmeye çalışsalar da bu köpek sürüsünün hiçbirimizi burada sağ koymayacağını bildiğimden onlara beni bırakıp gitmeleri için elimle işaret ettim. Yerde sürünerek ilerlemeye çalışırken bacaklarıma ateş etmeye devam ettiler. Arkamda Katil İsrail’in ölüm kusan tankı, önümde ailemden geriye kalanların sığındığı mülteci kampı vardı.

Tanktakiler kahkahalar atarak bana seslendi: “Derhal kampa girmezsen seni öldürürüz. “

Çevirebildiğim kadar başımı arkaya doğru çevirip yalvardım: “Beni vurmayın ne olur. Ben hiçbir şey yapmadım ki!

Kan içinde kalan iki bacağımın üzerine sanki tonlarca ağırlığında bir beton oturmuş, bu be­ton beni yere yapıştırmış; bir milim dahi hareket etmeme izin vermiyordu. Bu arada kampın içerisinden canhıraş seslerle bir ambulansın bana yaklaştığını gördüm. Bir an olsun bir umut yeşerdi içimde. Bir umut yeniden yaşamaya, nefes almaya, koşmaya, zafer şarkıları eşliğinde dans etmeye yeniden… Tanktakiler birden beni bırakıp ambulansı kurşun yağmuruna tuttu. 1

“Çocuğa yaklaşırsanız ambulansla beraber hepinizi havaya uçururuz.” diye bir ses yükseldi tanktan. Arkamda yavaş yavaş, acı çekerek, kıvranarak ölümümü bekleyen tank, önümde beni kur­tarmak için bekleyen ancak elinden hiçbir şey gelmeyen ambulans vardı. Daha birkaç gün önce bir ambulans, içindeki sağlık çalışanlarıyla birlikte hedef alınmış geriye külden, hurda yığınından başka bir şey kalmamıştı. Kanımın usulca bedenimden çekildiğini hissedebiliyordum. Başımdan aşağı bir sıcaklık önce bedenimi yalayıp geçiyor; göğsümden, karnımdan, parmak uçlarımdan çekilip yavaş yavaş bacaklarıma doğru iniyor, kaskatı kesilmiş, kurumuş bacaklarımda önce bir ürperme, bir titre­meye sebep oluyor; sonra o sıcaklık buz kesmiş bir soğuya dönüyordu. Kaç saattir burada öy­lece hareketsiz yattığımı bilmiyordum. Bilmem ne kadar sonra tanktan yeni bir ses duyuldu.

“Hey çocuk, üzerindeki kıyafetleri çıkarırsan seni vurmayacağız.”

Yere yapışmış, kaskatı kesilmiş ayaklarımla, baştan ayağa zangır zangır titreyen bedenimle mücadele edip askerlerin söylediklerini yapmaya çalıştım. Elimi kaldırsam kolum tutmuyor, ne kadar çabalarsam çabalayım bir türlü bedenime söz geçiremiyordum. Şimdi, şurada kanlar içinde yatan bu beden sanki benim değildi, hiçbir hükmüm geçmiyordu üstünde.

Askerler benim acı içinde kıvranarak üzerimi çaresizce çıkarmaya çalışmamdan, fakat bunda muvaffak olamamamdan müthiş keyif almışlar, kahkahalarının dozunu iyice artırmışlardı.

Birden bir sessizlik oldu, kısa bir an. Önümde meleklerin saf tutup beni beklemelerinden an­ladım hakikati. Tam da bu anda katil İsrail askerinin attığı kurşun işte tam şurayı, göğsümün ortasını delip geçti.

Ölümüm yetmedi doyurmaya zalim İsrail’in kanlı midesini. Bir buldozeri sürüp üzerime, bedenimi oradan oraya savurdular. Zayıf kollarım koptu ilkin. Bacaklarımdaki etler bıraktı kemikleri. 2

Biz Gazzeliler Allah katında mübarek ve mukaddes olan toprakların, ribat yurdunun sakinle­riyiz. Bu şerefi taşımak bedel ister. Bu bedeli canımızla ödemeye hazırız. Gücümüzü cihat aş­kından alırız. Biz bu topraklarda ölür ölür, yeniden diriliriz de vermeyiz Gazze’yi kimselere. Çünkü Gazze, Kudüs’ün kalesidir, yıktırmayız.

Sandılar ki öldüm ben, paramparça oldu cesedim. İşin aslı öyle değil aslında. Benim kalbimi delmedi kurşun. Bir buldozer ezmedi beni. Ölen yalnızca et, kan ve kemikti.

Çünkü vatanım kalbim benim.

Zeytin ağaçlarının gölgesinde yine dinlenirim.

Denizi derdime yoldaş olur.

Nehri akar da kapatır acılarımızın üzerini.

Bedenim lime lime edilse ne çıkar? Ne çıkar etlerim kemiğinden ayrılsa?

Ruhumu da söküp atamazlar ya bu topraklardan.

Ey canımı uğruna verdiğim canım vatanım!

Gazze, Kudüs, Mescid-i Aksa.

Bin canım olsa yine veririm!

1 Anadolu Ajansı, İsrail vurduğu ve tedavisine izin vermediği çocuğun cenazesine de eziyet etti, 07.09.2024.

2 Yeni Şafak, İşgalciler gencin ölüsüne de eziyet etti, 08.09.2024.

Bu yazıyı paylaşın