Emrah Bilge Merdivan

Yazmak Üzerine Sohbetler

I Yazamıyorum. Ne zaman yazmak için otur­sam lüzumsuz işlerle vakit öldürüp kalkıyo­rum. Başlarda bunun dış etkenlerden kay­naklandığını zannediyordum. Çalıştığım işten ötürüydü ya da yazdığım yerin etki­si… Her birini değiştirdim, hatta terlikleri­mi bile yeniledim ancak o büyülü kelimeler art arda dizilmemekte…

Cadıların Oyunu

Evvel zaman içre, kalbur saman içre… Masalsı diyarların birinde, Kafdağı’nın ardında, tepe gözlü devlerin ve çocuk yiyen şerli cadıların yaşadığı bir orman varmış. Cadılar yiyecek çocuk bulamadıklarında güzelliklerini kaybedip korkunç bir görünüme bürünürler, saçları dikenli çalı, burunları patlamış mısır somağı,…

Şekerler Ah Şekerler…

Güneş ikindiye devrilmiş, meraklı turist kafileleri Kemere Köprüsü’nde bir miktar soluklanıp Boztepe’ye doğru tırmanmaya başlamışlardı. Tepedeki çay bahçesi böyle soluk soluğa kalanların, dilleri damaklarına yapışanların bir de keskin bir uçurumun kenarından denizi ve Tavşan Adası’nı izlemek isteyenlerin oturup dinlenecekleri yegâne…

Külüstür

Çocuğun bisikleti vardı, boyaları dökülmüş yapıştırmaları sökülmüştü. Her daim atan zinciri takmaktan elleri yağ içinde dönerdi akşamüstü. Sevmiyordu o bisikleti, hakkı da vardı. Niye sevsindi ki, ne vitesi vardı ne de… Boş ver işte külüstürün tekiydi. Her sızlanışında babası tutardı…

Anlamadım

-Anlaşın aranızda. Duyduğu cümleye bir anlam veremedi.  Oysaki kalbini titretecek derin bir şeyler bekliyordu. Bu muydu yani? Bunun için mi gelmişti buraya.   Kalkmak istiyordu. Bu huzursuzluğu arkadaşının da dikkatinden kaçmamıştı, eline dokunup biraz daha beklemesini işaret etti. Kaybedecek neyi vardı…

Yol Telaşı

Senden ayrılalı ne haldeyim diye sormuşsun.  Yekesi kırık tekne gibi akıntı nereye sürüklerse oraya doğru bilinçsizce sürükleniyorumarkadaşım. Doğrularımı kaybettim, neredeyim ve ne kadar açıktayım bilemiyorum. Ayağımı bastığım zemin heyelanlı bir yamaçtan kayar gibi beni savuruyor, köklerimin sarıldığı toprakla beraber kayıyorum.…

Kestane Gölgesi

Zamanın demlendiği ocaklardan birinde, Hacı’nın çay ocağında geçiyor mükâleme. Göbeğini bodur masaya doğru bastıran ihtiyar, avucunun ayasını masanın köşesine vurup bardakları yerinden hoplatıyor. Şekerler ıslandı… Mühim değil. “Düzelmez!” diye bağırıyor yüksek sesle.Ardından sol elini bir bıçak keskinliğiyle başının yanından yukarılara…

Aykız

Bir elmanın iki yarısı, değirmenciyle koca karısı… Hayri dedeyle, Güllü ninenin boş kucakları torun bekleye dursun,  hayırsız oğulları bir türlü evlenmezmiş. Yaşı geçmiş, başı geçmiş;  köye kız gelenler dul gitmiş, ama o hala beğenememiş. Kusursuz eş ararmış kendini kibardan sayıp.…

Tırmık

Bir tane daha alacaklarmış; kabul etmedim tabi. Tafrayı bir görsen… Asabî asabî oturup kalkmalar… Kapılar sert sert vuruluyor. Suratları zaten asık… Biliyorlar aslında, eskiden beri korkarım kedilerden. Bakışları korkutuyor beni. Alışamıyorum işte, zorla mı? Kaplumbağaya alışmıştım; ama o kedi gibi…

Yolcu

Ben mi? Hayır, bana olamaz! Yıkılmayacağım! Yıkılmadığımı göreceksiniz. Yıldırmayacak beni bunlar, bir kayın ağacı gibi dik ve kuvvetli duracağım. Ben mi? Düşünmeyeceğim, unutacağım. Büyük sellerin sert taşların üzerinden akıp geçtiği gibi geçecek tüm bunlar. Hiç olmazsa “eğilmedi” diyecekler. “Herkes eğildi…

Oltanın Bağı

Alabalık mı? Hiç sevmem tatlı su balığını. Ben çinakop hastasıyım… Bazı vakit ya Yalçın’ı ya Mustafa’yı yanıma alıp, doğru Amasra limanına… Tek gidilmez, gidilse tadı olmaz. İkisi beraber gelse ne âlâ. Bilirsin her adamın muhabbeti çekilmiyor. Bana bu balık merakı kardeşimden bulaştı…

Nasır

Haykırarak gözlerini açtı. Yatağın içinde oturmuş, kırmızı gözlerle sağa sola bakınıyordu. Sırtındaki acı dudaklarını ısırttı. Biraz toparlayınca kalktı banyoya gitti. Üzerini çıkarıp aynaya bakınca sırtındaki kızarıklığın tahmin ettiğinden büyük olduğunu gördü. Bu mevsimde Sabah vakti evin içi buz keserdi. Yatağı…

Nasip

Eşkıyanın gözü kara olur azizim. Eskiden çok vardı buralarda. Hele kara kelle dedikleri bir harami vardı ki Allah düşmanımdan uzak etsin. Bitli, pireli kısa donlu muşmula suratlı bir adamdı. Bir vakit soyacak kervan bulamayınca yiyecek bulmaya bizim köyü basmışlardı. Bir adam bir…