Necip Fazıl Akkoç

Leyl-i Hira

en kalbî özleyişle… ne bir hakikat tutmacı dünya ne bir sığınak… uçurtmaları kalplerine hapsolan çocuklar ancak çıplak suyla yıkanmış elleriyle yoz sakallı ve ıslak sözlü kalmayacak çaresiz bir kuşatma bilmeden ve düşmeden rahmetin şımartan iklimine bütün isimlerini saklayacak ne gözlerine…

El Yazması Hüzün

uzadıkça imlâsı, sevdayı sesten ayır bir yalancı yaz değil yanan sinenin harcı tek tek salsa da üzerime kozlarını şehir bütün güller mahcupmuş toprağına karşı eskimeyen yanımı sorarsın ya, eskitemezler böylece hür ağaçlarmış yalnız ülkesiz coğrafyaların taşıdığı hudutsuz kalp atımı, göğsümde…

Su Kaldırır Bizi

– Fatih Ardıçlı’ya… uzun cümlelerden sonra derin boşlukları muştalı noktaların kılıçlar gibi kâfir tenine değmiş imkâna değen yüreğimde çünkü delişmen uzakların kendinden önce duyulur adı bundandır, etmedim terk eteklerimi hep başladım yeniden bilinmez hangi günahın nadası bu yanmışlık bütün nehirlerimi…

Üşen-Geç

iki perde hayatın ağlatan komedisi gidilmemiş bir yolun sancılı çukurlarına saplı her karış toprak özgürüm yaşamak gibi kalakaldım içimde sonrakine muhtaç bütün dizelerden koparak takvimi en ücra yarına boyayacağım üşeniyorum izansız ağrılar devrildi çağlar gibi hülasa peltek bir heyecana sürükledi…

Özgeçmiş

sindim istenmeyen kokular gibi meçhule yetiş bana yüreğim herkesten uzak bir an şöyle birkaç saniye göreyim görülesi yüzünü kalabalıklarımdan sarksın yalnızlığım ve duysun beni hayatilk gün kulağıma fısıldanmış haliyle kimi vakit içimde anlamını bilmediğim sözcüklerle yüzüyorsun öyle ki birkaç soruyla…

Gün Gülü

gidilmeyenim hangi gözü dağlar bir rengin uluyuşu figanım pür meskût mesken dilli saatsiz anın esiri kalbimde tatlanan şurup gel, ki/bir duvarından hezeyandan doğrulup islerimde yakılı bedenin dayanılmaz mirasını eşelerken gururum sabır sularından gel ışıkları sönmeden sahnemin kırandan savuşan kuş musikisi…

Acıyor Sözlüğüm

ürüyor kaldırımlar gençliğimin tekil sokaklarında asfaltlarımdan topladım renkleri izlerle bir yangınla üşüyor yüreğim her mevsim kar (b)oyalı çeyizlerle yüreğim düşüyor gözlerinden kahveminkoyu sabahlar akıyor telvesinden hüküm müebbet: kırk sene bir fincana hatıra kaplı falım çıkınca cama göstermeye yetmiyor gücü parmağımın…

Ayna Kırılınca

uzak şurası gidecek olsam serilir izlerime lâm, mim, nun bir termit gözleri bu, takvime baktığım cümle ay hâlinden memnun yoluna herkes der gibi yaşlandı üstelik oyuncaklar dünkü karıncanın cebinde elleri dışarda şiirler kolladığım ılıkça mehtap saten gece üstüne gökkuşağı rendeli…

İnecek Var

kanayan bir şifaya sürgün özgürlüksüpürdü eldeki karamı beyazlarbir bekleyiş, ütüler gibi zamanıdolu sandığa yokluk çok büyükbiri var aynalarda, gülüyor hâlimizekendime görünmeyeli hayli olmuşşiir yazsam biraz, bol kafiyeligeceden birkaç yıldız konuverse gündüzevehimler tezgâh açar, düşünce seyyarkörebe oynamayı sabah sever yıldızlardört oda…