Semra Saraç

Yüzünüz Toprak

yeni çiziliyor yüz dolunay şekilleniyortohumundan çiçeğe açılıyor sahnenizdirim evi doğa galerisi şenleniyoryüzlerce varlıkla gösterime buyurdunuzAyşeler Afşinler; huşlar kuşlarkutlu olsun ömrünüz alkışlar, alkışlar geliyor ve dirlikgüneşten en görkemli tebrikyelpazesi açılıyor sizin içinışığın tazeliği an an yağıyorusul ve kıpırtısız görünen teninizebir ağaç…

Sonsuz Senfoni

sonsuzluğun senfonisi bestelenirçalışan saatlerdeyarışında yarılışında çekirdeğinkoroya katılmış ağaçlarda sarkaçlardahür ve esir dönen çarklardacoşkulu kuşkucu çilekeşipek gömlekleri koşturan hırpani gömleklereve hırpani gömleklerde haykıra haykıra… yağan tazeleyen kutsal ölüminsanın elinden alın terindendüşen damlalar değirmeni kamçılardeğirmendir kamçı kamçı yüzünü eskitendiyeti ödenen kansın ölü…

Allahu Ekber

sonsuzluğuna sürdüğün yıldızlar ışıl ışılsonsuzluğundan sürdürdüğün yıldızlar ışıl ışılsamanyollarından süreyyalarındanevrenin büyüklüğünden büyüklük taşıncaoluyorum taşın altındaki karınca varlık kıyısında küçücük çakılgenişliğe açıldıkça küçülüyorumgit gide mikroskobik git gide yokkenparmağımın mühür olması ne iş!varlığım evrene nasıl kaydolmuşgözüme ne görüş kalbime ne gizizime rastlamamışken…

Evde Kal

Evde kal kardeşimDünyada,Şimdiki Zaman yasak sevdaDar gelir sokaklaraYenilgi üzerinden yürümeyelimSokak sokak cadde caddeYitik umutlara Evde kal sevgilimEllerinden yakalanmış bir çocuk misaliEndişesiz evi yeniden keşfedelim.Mat renklerine su ver bir içimŞu sisli yazgının üzerindenGeçmiş zamandan gelip duran sardunyalara…Bir geçişim ve mola olsun…

Mecnun Efsaneleri

Gelsin gelsin aşkıyla Mecnun Her çağda Güneşten yanmış aşk karıldı rüzgârlaÇöl önüne düştüArdından koştuBuldu bu sevdayla kendiniBağışladı bu seraba ömrünü…Taşkın aşkının yalnızlığıylaSahralarda bir başına çoğalıyor MecnunMasalar donatıyor gün köpüğü masallaAynalarında gördüğü gülünAynasında göründüğü gülün Leyla’ya, çılgın, çıplak bir aynaVarlığı yokluğunda…

Şimdi Anlayabilirsiniz

sunuyorum gözlerimi gökyüzüne anlayabilirsiniz hiçten doğmuyor yağmurlar yürüme düşkünlüğünden ayaklarımın anlayabilirsiniz hiçten doğmuyor yollar    süren zamanın sürgünü sürükler suları ağaçlara ağaçları düşlere yıldırım düşmüş gibi sarsar düşü  yetkinlik daldan düşmek ve ve kurtlara sunu     yıldırım düşmüş gibi sarsılsa…

Gamlı ve Gamsız İki Mesaj

26 Ağustos Pazartesi akşamı gelmiş olan mesajı okudu: “Hâl-i perişan olarak ‘gamzedeyim deva bulmam’ diye kendime sitem ettim.’’ Aradan birkaç gün geçince (sonradan tarihe bakınca görüyor ki bir hafta sonra, yani 9 Eylül Pazartesi sabahı) gayri ihtiyari, gama uğramış olanı…

Gözetlenirken

gözetleme kulesindeyken bu bilinçyapmacıksız davranabilsin görelimgörürken gözlemlendiğini gözlerimgördükleri artık ne kadar doğal? doğrudan bir sis, doğrudan bir mavi filtregüneşime, güneşime, güneşimegüreşmekten yorgun hayatımkendiyle işim yok hiçbir girişimim dekalbim pranga olarak tattığında dünyayıve onu takas ettiğimde bir oyunaişim yok hiçbir girişimim…

Gamlı ve Gamsız İki Mesaj

26 Ağustos Pazartesi akşamı gelmiş olan mesajı okudu: “Hâl-i perişan olarak ‘gamzedeyim deva bulmam’ diye kendime sitem ettim.’’ Aradan birkaç gün geçince (sonradan tarihe bakınca görüyor ki bir hafta sonra, yani 9 Eylül Pazartesi sabahı) gayri ihtiyari, gama uğramış olanı…

Gözetlenirken

gözetleme kulesindeyken bu bilinç yapmacıksız davranabilsin görelim görürken gözlemlendiğini gözlerim gördükleri artık ne kadar doğal? doğrudan bir sis, doğrudan bir mavi filtre güneşime, güneşime, güneşime güreşmekten yorgun hayatım kendiyle işim yok hiçbir girişimim de kalbim pranga olarak tattığında dünyayı ve…

Bir Görüş İnsan

Asli zenginliğinin kurnası korneası görüşüyle daha ne olsundu insan yoğunluğuyla sinir uçlarının yorgunluğuyla hassas reseptörlerinin Büyüteç tutar yere gökyüzüne yıldızlar kadar ateş böceklerine büyür ve büyür güneşle retinanın ışıklarını saplar beynine saplar bedenine Büyür ve büyür gecesine gündüzüne geleceğe üst…

Parmaklarımla Söyleşi

Bu hâlde ne yazacağımı sanıyorum ya da hiçbir şey sanmıyorum. Sadece öylesine dokunuyorum klavyeye, parmaklarımın nereye götüreceğini merak ederek. Olanca suskunluğum ve dilsizliğimle nereye götürebilir ki beni parmaklarım? İçimde ve dışımda hiç ses duyamayışımla, bulamayışımla nereye? Yine de dolaştırsın istiyorum,…

Taşlar

Güneş özgür ve güryansımalarla taşladı insanıçehremizde çok yıllar yaralı nasıl öldüğümüzü nehir söylüyorgömüldüğümüzü halkası sönen taşbütün söylevleri ülkesizlik üstünekaranlıklardaki ay üstünegün görmemiş kemiklerimiz üstüne kaygıdır uyandığımız periyotgece günün dişli çenelerindeamansız canlı cansız azgın kayalar arasındakanatlanmış gördüğümüz larvaellerimizin muhayyel çırpınışısavrulur görüldüğümüz…

Yol Kesici

–Dur! Sözünü bırak! –Anlamadım? –Sözünü bırak! Yaz şuraya bir iki satırda öyle git. –Acelem var kardeşim durdurma, öyle hızlı akıyor ki zaman yetişemeyeceğim. –İşte onun için yaz. Yoksa seni tanıyamayacağız. Buradayken ne hâlde olduğunu, gelmişken ve giderken ne düşündüğünü bilemeyeceğiz.…

Varoluşa Hayranlık Ve…

varoluşa karşı hayranlık saçılıyor gün ışıklarından gözlerimizden ama birden ağaçlıklı yollarda takılıyor düşüncemiz çalılıklara nöbetlerdeyiz duvar dirisi kaldırım ölüsü depreşen yoksunlukla dertli         örtünemeyen iç çekişleri göre duya        sökülüyor yumuşak köklerinden beynimiz ölü denizlerine dek sarsılıyor dünya toz zerrelerinden dağlarına kartallarına……

Dağ Yükü

İnsanca yaşamak yükünü omzundan atalı insana dağ dağ gibi yaraları insanın hiç atları olmadı rüzgârdan (istisna Süleyman) ama arkadaşları oldu atlardan Başı dinç kalmadı taş gibi teniyle uyudu uyandı teniyle iç içeydi gül katı cenneti cehennemi ayıklayana ethicalar dökülür giderdi…