Züleyha Kayaoğlu Eker

Merhamet

“Banyoyu yeni temizledim. Sakın ıslak bırakıp kirletmeyin!” dedi kadın sertçe. “Nasıl ya, şu koca evde rahatça banyosunu yapabileceği bir yer yok mu şu yavrucağın? Ban­yoyu da mı kullanamayacağız? Kirinden ölsün mü? Bakmayalım mı yani buna? Cami avlusu­na mı bırakalım? “Ben…

FİLİSTİN: Baharlar Ülkesi

Zeytinin, üzümün ve portakalın yurdunda, güneş kızıllığının yaktığı denize vurgun çocuklardık. İşgalcilerin saldırılarının gölgesinde bile en güzel kır çiçeklerini toplayıp annemizin başına taç yapardık. Ben, Rim ve Tarık Filistin’in tüm çocukları gibi bizden önceki kuşakların acısını damarlarımıza çekerek büyüyor, ölümle…

Körler Sağırlar 

Ömer, oldukça tedirgin adımlıyordu ormanı bir uçtan bir uca. Kafasındaki binbir düşünce, önüne çıkan dallar kadar karışıktı. Arkasına bakıp duruyordu boyuna. Ardıç, sedir ve menengiç ağaçları yolunu kesiyordu. Güneşin çiselediği son ışık çizgileri dallardan seke seke yerlere çarpıyor, yerdeki börtü…

Bostan Sokak’tan Gitmek  

Şehrin kısmen yukarı tarafına kurulmuş R. Mahallesi’nin bir sokağıydı burası. Mütevazı evler yan yana dizilmiş yukarı doğru tırmanıyordu. Pek de geniş sayılmayan bu sokağa, şehrin ilk yüksek binası olan Hacı Dreh Apartmanı’nın önünden geçerek gidilirdi. 1970’lerin sonu 80’lerin başında, şehrin…

Subliminal İçerik

Yeryüzünün belki en güzel bahçesiydi burası.  İçi tertemiz, çevresi mübarek ve ortasında altından bir kubbe vardı. Kubbe, güzeller güzeli bir çift ayağın izini ve izzetini taşır; cihana yayardı.         Pembe güller, kırmızı karanfiller, akasyalar, süslü saksılarda küpe çiçekleri ve hurma…

Yukarı Şehir    

Gecenin bir yarısıydı. Hastaydım ve uyuyamıyordum. Gözlerimi sımsıkı yummak hiç de işe yaramıyordu ama ben bir an önce uykuya dalıp gitmek istiyordum. Yastığım rahat değildi ve yorgan da ağırlık yapıyordu. Tırnaklarım iğneleniyor, kulaklarım uğulduyordu. Açık camdan hava vuruyor ve beni…

Nefes

“Her nefeste Allah adın de müdamAllah adıyla olur her iş tamam” Neyzen üfledi kamışa. Derinden çektiği nefesini topladı, döktü. Parmakları kimi gümüş kimi şimşir boğumlar arasında gidip geldi. Nefes, uzun sarı kamışı inletti acı acı. Taze yaradan akan kan gibi…

Tövbekâr

     Üzerlerinde mavi çiçekli basma elbise, başlarında kırmızı kurdeleli tokalarla, iki küçük kız, ellerini çenelerine dayamış, pencereden dışarıya bakıyordu. Dışarda ilkbahar koskoca bir sofra açmış, rengarenk çiçekleri ortalığa salıvermişti. Çimenler bahçeleri yeşile boyuyor, ekinler boy veriyordu. Çocuklar gözlerini uzayıp giden…

Çekmece

Mavi tükenmez kalem söylenip duruyordu: -Sahip beni ne zaman kullanacak ya hu? Üzerine iliştirildiği mavi ajanda sükûnetle karşılık verdi: -Bekle kardeşim, elbet sıra sana da gelecek. Bak şu kutuya, senin gibi bekleyen bir sürü kalem var.  Gerçekten de bal peteği…

Sahibin Çekmecesi

Söylenip duruyordu mavi tükenmez kalem:-Sahip beni ne zaman kullanacak ya hu?Üzerine iliştirildiği mavi ajanda sükunetle karşılık verdi:-Bekle kardeşim, elbet sıra sana da gelecek. Bak şu kutuya, senin gibi bekleyen bir sürü kalem var.Gerçekten de bal peteği desenli metal kutuda bir…

Çırak

O sabah yine erkenden gelmiş, dükkânı açmıştı. İlk işi sobayı yakmaktı. Bir poşet kömürün üstüne bir iki kalın meşe odunu, onun üstüne de ince çıralar yerleştirdi. Kağıtla tutuştururken az kalsın eli yanacaktı. Çırak dalgındı ve keyifsizdi. Kırmızı deri koltukları düzeltti,…

Yol

Yaşlı adam iki parmağının arasına almış tane tane aralıyordu tespih taşlarını. Ağzında ritmik hareketlerle bir şeyler mırıldanıyor, birkaç saniyede bir dudaklarının aldığı şekil tekrarlanıyordu. Yüzündeki çizgilerse yaşadığı onca seneyi yansıtıyordu. İlk çocukluk yılları İkinci Dünya Savaşı’nın kucaklarına bıraktığı yoksullukla geçmişti.…

Büyümeyen Bebek

Çocuk, yuvalarından fırlayacakmış gibi oynayan gözleriyle süzüyordu etrafı. Yabancısı olduğu bu yeri tanımaya çalışıyordu. Kimse ile göz göze gelmek istemiyor ve bunun kendisine bir sevimlilik kattığından habersiz hep kaçırıyordu o kehribar gözlerini. Onu daha ilk günden sevmiştim, ne ki kendimi…

Haraba Gölü

Küçük çocuk, kâğıttan gemisini yüzdürmek için gölün kenarına geldi. Göl oldukça durgundu. Etrafta köhne, kerpiç evler, yonca tarlaları, menengiç ağaçları, ters laleler, sarı şakayıklar ve yılan fısıltıları vardı. Uzun bir söğüt dalı buldu ve gölde halkalar oluşturup gemisini gölün sularına…

Büyük Acziyet Unvanı

Zavallılığımı alıp evden çıkmıştım.“Nereye?” dedi sevinç.“Uzağa.” dedim. Kaç rüya boyu yol aldım bilmiyorum. Geceler oldukça zifiriydi, sayamadım. Habire boyum uzuyor, etrafımdaki şeyler ise küçülüyordu. Bazı yerlerden geçerken yıldızlıkâğıtlar verdiler bana. Üzerinde “Pekiyiler” ve “İyiler” vardı. Büyükler, cebime “Aferin.”sıkıştırıyordu. Üçgen katlanmış…

Yabancı

Şehirde akşam olurken dükkânlar bir bir kepenklerini kapatıyordu. Parke taş döşeli sokaklarsa yavaş yavaş  boşalıyordu. İğneci kadın, hastanın birine iğnesini yapmış, elindeki küçük çanta ile evine dönüyordu. Kafasının içi yapılacak işlerle doluydu. Yemek hazırlanacak,iğne kutusu kaynatılacak, sipariş aldığı elbise yarına…