Ortadoğu’da Bizans Oyunları

Tarih, sayısız zulme, savaşa, açlık ve kıyıma şahit olmuştur.

İnsanoğlu, bütün yaşananlara rağmen çıkarları söz konusu ol­duğunda bunlardan ders almayıp yenilerini yaşatmaktan geri durmamıştır. İnsan, ‘eşref-i mahlukat’ mertebesine ulaşmayın­ca yapabileceklerinin sınırı kalmıyor. Zira, insanın vahşi doğası ancak ‘iman’ ve ‘merhamet’ ile munisleşebilir. Tarih, aynı za­manda sapkınların ‘din ve inanç’ adına insanlıktan nasıl çıkabi­leceklerini de göstermiştir.

Bugün Ortadoğu’da sahneye konan senaryo, dünün vahşi sah­nelerinden farklı değildir. Siyonist ve Evanjelist akıl, hiçbir sı­nır tanımdan bütün bir coğrafyayı ateşe atmaktan çekinmiyor. Netanyahu ve Trump ikilisi, şeytanî bir planla dünyayı III. Dünya Savaşı’na sürüklemek için her şeyi deniyor.

Ortadoğu’da sahnelenen ve en iğrenç yüzüyle arz-ı endam eden bu gelişmeler, nereden bakılırsa bakılsın geçmişteki “Bizans Oyunları”ndan başka bir şey değildir.

Siyasî ve teolojik söylemler, uluslararası aktörlerin hedeflerini yönlendiren ve meşruiyet üreten önemli araçlar olarak kullanıl­maktadır. Devletlerin uluslararası ilişkilerde karar alma meka­nizmalarının nihai eksenini çoğunlukla maddi çıkarlar, güven­lik öncelikleri ve jeostratejik hesaplamalar belirlemektedir.

İsrail parlamentosu, İsraillilere yönelik ölümcül saldırılardan suçlu bulunacak Filistinlilere idam cezası öngören bir yasayı onayladı. Yasa mahkum olan Filistinlilerin asılarak idam edil­mesini öngörüyor. Kana doymuyor bu zalimler.

Ay Vakti adı anılarak alıntı yapılabilir. Yazılar ve diğer çalışmalar eğitim amaçlıdır. Telif ödenmez.
Ortadoğu ve İran özelinde yaşanan elim hadiselerde teolojik perdenin “Arz-ı Mevud” olduğu gerçeği yadsınamaz. Trump’ın savaş kabinesine bakıldığında hiçbirinin “normal ve insanî” ol­duğunu söyleme imkânı yoktur. Ortaçağdan kalma ön kabullerle hareket eden “ehl-i salib”in son şövalyeleri gibi hareketettikleri aşikârdır. Bu sapkın inançla hareket ettiklerinden ne ölen küçücük bedenleri ne de masum insanları umursamadıklarını görmekteyiz.

Bütün bu hengâme içinde dikkatle okunması gereken konulardan biri de Hürmüz Boğazı’na kıyıdaş olan Arap ülkelerinin tavrıdır. Gerçekte birer ‘aşiret reisi’ veya ‘derebey’ olan “petrol şeyhlerinin” bütün çıplaklığıyla ortada cereyan eden bu teolojik savaşı okuyamamaları ya­hut bunu böyle görmek istememeleri asıl nirengi noktasını oluşturmaktadır. Aslında bir güç olmayan ancak ekonomik ve stratejik konumları gereği enerji üssü olan BAE, Kuveyt, Katar ve Umman gibi körfez ülkeleri ve diğer halkı Müslüman olan ülkelerin duruşu, pek çok taşı yerinden oynatabilir. İşte tam da burada yeniden “Bizans Oyunları” devreye girmekte ve “mezhep” kartı masaya sürülmektedir.

Ortadoğu’daki ülkelerin dinî hiçbir hassasiyeti söz konusu değilken tam tersi, Siyonist İs­rail yönetiminin bütün hamleleri teolojiktir. İsrail, iplerini ele geçirdiği Trumpla birlikte Siyonizm’in gerektirdiği her şeyi büyük bir cüretle yapmaktadır.

Çıkarları gereği Rusya ve Çin’in perde arkasındaki faaliyetleri yangını söndürmekte yetersiz kalmaktadır. İsrail’in kuyruğuna takılan Trump’ın Avrupa’da güven kaybetmesi, NATO ve BM gibi kurumların işlevsiz hale gelmesi de cabası…

Büyük resim, Müslüman’a neden güçlü ve uyanık olması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Kendi kabuğuna çekilmiş, nemelazımcı müşkülpesent tavır, bizi her iki cihanda bedbaht ede­cektir. Mümin, ümitli olan ve ön alandır. Sıranın kendisine gelmesini beklemez, eliyle diliyle mücadele eder, kalbiyle buğz eder, çabalar didinir, dua eder; ancak durmaz, görmezden gelmez, gelemez!

Müslüman, oynanan oyunların farkında olan ve onları boşa çıkaran basirete ve cesarete sahip olandır. Hangi devlet, hangi kurum veya kuruluş ne yapacak, hele bir durup bekleyelim deme lüksü yoktur. İslamî bilinç, küçük meselelere takılmaz, yol alır. Ortadoğu, ilk kıble, sahabe kabirleri, kutsal İslam beldeleri işgal altındayken günübirlik dedikodularla duvar dibi fısıltı­larla uğraşmaz. Mezhebi, milleti, dili tartışmaz! Kendisine emanet edilen “ümmet”i düşünür, onun için gayret eder.

Gün, Nemrud’un yaktığı ateşe su taşıyan karınca misali, cehd etme günüdür.

Fitne fücurdan uzak kalarak ehl-i salibin çektiği tuzağa düşmeden bir ve beraber olma günü­dür.

Vahdet, illa Vahdet!