Ay Vakti’nin ilk sayındaki çıkış heyecanını muhafaza ederek; sabır, gayret, istikrar ve istikameti bozmadan bugünlere geldik. Bize bu imkânı bahşeden Rabbimize hamdolsun. Geride bıraktığımız çeyrek asırlık edebî ve kültürel mirasın gelecek kuşaklara kaynak olacağını ümit ediyoruz.
Bu yolculukta mesafe değil, mana önemlidir. Çeyrek asır önce ilk sayıyı yayımlarken sonraki sayının, sonraki yılın, birbirine nefes olacak sonraki sayıların ve yılların hangi kapıları aralayacağını bilemezdik. Rabbimizin yapılan güzel işleri karşılıksız bırakmayacağına olan inancımız, Peygamberimizin “İki günü birbirine eşit olan zarardadır.” “Amellerin en hayırlısı az da olsa devamlı olanıdır.” buyrukları her daim mihengimiz ve miyarımızdı.
Yirmi altı yılı tamamlıyor, Eylül-Ekim sayısıyla yirmi yedinci yıla giriyoruz. Geride bıraktığımız, sadece yıllar değil; binlerce sayfanın, milyonlarca kelimenin, iki yüz yirmi üç sayılık dergi ve ciltlerin oluşturduğu kültürel bir birikimdir.
Bu süreçte ilk çalışmalarını yayımladıklarımız; dergide başlayıp uzun soluklu devam edenler, her daim bize destek olan ve yazılarıyla genç kuşaklara örnek teşkil eden şair, yazar ve akademisyen dost, arkadaş ve büyüklerimizin emekleri takdire şayandır. Yüzlerce isim dergimiz sayfalarında yer aldı. Değerlendirilmek üzere gönderilen çalışmalara ilgili arkadaşlarımız cevap verdiler. Dergiler sadece yazıları bir araya getirip yayımlayan bir oluşum değildir. Mutfağında bulunan herkes bilir ki dergi, ortak bir emeğin ürünüdür. Yayına hazırlayanlar, düzeltmenler, grafik ve tasarım, matbaa, posta vb. Haliyle, iki kapak arasındaki metinlerin okura ulaşmasında her birinin payı vardır. Ay Vakti; başta yazar ve okurlar olmak üzere bütün emek verenlerin ortak adıdır.
Her şey planlandığı gibi olmaz. Bazen arzu edilen tarihte yayımlanamaz, bazen iki sayı birleştirilerek yayımlanır. Dergi yayımlandıktan sonra en çok can sıkan, gözden kaçan hatalardır. Hatalar; yönü belli olmayan istem dışı varyantlardır. Ok yaydan çıkmıştır. Üzülmek, uykusuz kalmak, pişmanlık artık nafiledir.
İlk başladığımız günden bugüne dek dergi mutfağında uzun ya da kısa aralıklarla bizimle olan, yazan veya yazmayan (dergi müdavimi olup ehl-i kalem olmayan) kim varsa “Bu iklimi solumakla kalmayın; buradan almanız gerekenleri almak için gelin.” dedik. Nitekim, yirmi beş yıldır her cuma namazından sonra dergimiz açık ve misafirlerimiz, dostlarımız, dergi ailesinden müsait olanlar, özellikle de üniversiteli ve liseli gençler Ay Vakti cuma sohbetlerine katıldılar. 15 Temmuz ve Covid-19 sonrası gençlik, kafe merkezli bir hayata geçtikten sonra dergi mahfillerindeki profil değişti. Elbette, her dönem kendi iklimini yaşar, her dönemin gidişatı farklıdır. Dijital âlemin kuşatıcılığı ve yapay zekânın işlevi bilgiye erişimi kolaylaştırıyor. Birçok meslek ömrünü tamamlar hâle geliyor. Haberler dakikalar içinde eskiyor. Ekranlar insanları, özellikle çocukları ve gençleri kontrolsüz şekilde meşgul ediyor; zamanı tüketen bir aygıta dönüşüyor. Dijital âlemin imkânları geniş ve bilgiye ulaşmak kolay olsa da güvenilir bilgiye ulaşmak ve kalıcı eserler bırakmak titizlik ve özveri istiyor.
Yayıncılık anlayışı, teknoloji ve iletişim araçları değişti. Her değişimin zor süreçler yaşattığı kadar kolaylıklar sağladığı da malumdur. Dergiler, aceleyle tüketilen içerikler üretmedikleri ve gelecekte de okunacak metinleri barındırdıkları için var olmalıdır. Bir dergi kapanır, yenileri bu misyonu üstlenir. Dijital ya da matbu bu gelenek devam eder. Çünkü dergiler; dün, bugün ve yarın arasında bağ kuran köprülerdir.
Bir de değişmeyenler vardır: Kimliği ve omurgayı muhafaza ederek ortaya konan niyet, gayret, samimiyet, emek ve paylaşım. “Hakikat önden gidecekse biz arkadan gelmeye razıyız” demiştik. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin bilinen mısralarıyla sözü bağlayalım: “Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lâzım.” Yol sabırdır, yürüyüşe devam.